SORULAN SORU

Nefsi mülhime makamını nasıl gecebiliriz? Kolay bir yolu var mı? Anlatabilirmisiniz.?

CEVAP

Nefs-i emmâreden pişmanlık duyarak levvâmeye yükselen mümin, bu merhalede de tövbe, istiğfar, günahlardan sakınmak, manevî irşada gönül vermek ve bazı nefs mücâhedeleriyle mülhime mertebesine vasıl olur.

         Bu mertebede kul, Allah'ın lütfuyla hayır ve şerri hassas bir surette ayırt edebilme ve şehevî duygularının aşırılıklarına direnebilme dirayetine kavuşur. Kalbi Allah'tan gafil kılan her şeyden uzaklaşır. Artık halk nazarındakinden çok, Hak katındaki mevkiinin endişesiyle dolar, imanın hakikatleri kalbde inkişaf halindedir.

            Nefsin bu mertebesinin “mülhime” tabiriyle ifade olunması da

            Kur'ân-ı Kerim’deki:

            "Nefse ve onu yaratılış maksadına uygun olarak şekillendirip, ona fücur ve takvasını ilham edene andolsun!" (Şems /7,8) ayetlerinden gelmektedir.

            Üstadımız Abdullah Baba Hz.leri bu nefis meratibinde olanlar için buyurdular ki.

        Allah ve Resulünü sevmeye başlar, Allah-ü Teâlâ Hazretlerini çok zikreder, arkadaşlarını görmeden yapamaz, hep onlarla olmayı ister. Rüyaları sahiha olur.

          Akşam görmüş olduğu rüyayı, sabahleyin olunca aynen yaşar. Gece rüyasında, falanca arkadaşının yanına gittiğini, onunla sohbet ettiğini görür. Sabah kalkar, aynı gece görmüş olduğu gibi, gündüz o arkadaşı ile beraber olur. Bu makamda bazen gıybet yapar, bazen günahı segairler işler ama yine de tövbe eder.

          Nefs-i mülhime eğer manevî terakkiye başla­mış ve terbiye ve taatını artırmış, fakat arzu ve is­teklerini terk etse de unutmamışsa mülhimedir. Arzu ve isteklerini unutmamış demek her ne ka­dar taatı ve terbiyesi artmışsa da içinde kötülük bulunan fiili icra et­mek ar­zusu tamamen çıkmamış olan nefisdir. Meselâ sigarayı terk eden bir kimsenin seneler geçtiği halde o arzu içinden çıkmadığı gibi. Yani nefs-i mülhime sahibi terk ettiği bir fiili her ne kadar bırakmışsa da içinde hâlâ o arzu ve istek kalmış, daha unutmamıştır.

         Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem Efendimiz buyurmuş­lardır ki: “Dikkat edin vücutta bir et parçası vardır. O ıslah edildiği zaman bütün vücut salaha kavuşmuştur. O fesada uğradığı zaman bütün vücut fesada uğramış olur. O et parçası kalptir.” (Tecrid-i Sarih)

Bu nefis mertebesi Levvame gibi değildir zira kişi bu nefis mertebesinde tövbe eder fakat fırsat geçince kendisini tutamayarak bir daha işlemesi vuku bulmaz. Çünkü nefis bir derece daha ruhu sultanin hali ile hallenmiştir. Artık salik tövbesinde sabit olarak durur. Fakat kuruntularından ve tereddütlerinden kurtulamaz. Teslimiyette sebatı bulunmadığından, çok zaman tutukluk ve sıkışıklık içinde olur. Bu nefis mertebesi de çift yüzlüdür bir adım ilerisi mutmainneye bakarken bir gerisinde de Levvame bulunmaktadır ve ruhu hayvaniyenin oyunu çok olur. Her ne kadar ruhu sultan etkisini gösterse de daha henüz ruhu hayvan iktidardadır.

 Salik bu nefis mertebesinde manada bağlar, bahçeler, nehirler ve ırmaklar görmeğe başlar. Bazen kuş gibi uçar. O zaman salike ismi “HU” telkin olunur.

Abdullah Baba (ks) Hz.leri “HU” ismi şerifi Allah’ın isimlerindendir. Ve İsmi Âzam da Hu; aşkı, şevki, coşmayı ifade eder. Bir derviş “HU” esmasını alırsa; aşkı şevki artar. Nefsi Emmareyi, levvameyi, geçer, mülhimeye “HU” ismi ile ulaşır.

 Bu nefis mertebesinde bulunan salike, güzel ahlakla ahlakını değiştirmek için nefse karşı koymak ve mücahede den başka zikir kılıcıda lazımdır. Bu da kendi kendine olmaz. Mürşidi kâmile muhtaçtır. Teslimi külli ile ona teslim olursa o zât onu mutmainneye atlatır.

Nefsi mülhimeyi gerçek bir mürşidi kâmil ile ve ona kuvvetli bir teslimiyet ve rabıta ile aşabilir.

Bu yüzden derviş Cennet Mekân Abdullah Babamıza tam bir teslimiyetle bağlanırsa nefsi mülhimi makamından geçebilir. Nefsi Mulhime makamı şeytanı aleyhi lanenin en çok insanla uğraştığı makamdır. Böyle olduğu için öfkenin yerini sabra çevirecek, kibrin yerini tevazuya çevirecek, yalanın yerini doğruluk alacak, karşısında fena sözler söyleyene sukut ile karşılık verecek, Abdullah Babamdan himmet isteyip, Allah’ın zikir kılıcını sürekli sallayaraktan bu makamı geçecek.

Kısaca üç kısıma ayırırsak, Kişi nefsini tezyin edecek, Allah’ın zikriyle daim olacak, Abdullah Babamızın himmetini sürekli talep edecek.

Mesnevi’de bununla ilgili bir hikâye anlatılır; bir şair zamanın padişahına bir şiir yazar, padişah çok beğenir, vezire bir kese altın ver der. Vezir az padişahım der ve bir kaç kese altın verir. Şair gider, belli bir zaman sonra tekrar şiir yazıp padişaha sunar, bu arada vezir değişmiştir. Padişah beğenir vezire bir kaç kese altın vermesini söyler, vezir olmadığını söyler, padişah o zaman kapıda bekliyor ne yapacağız der, vezir ben onu kapıda oyalarım der.

Bu hikâyede birinci vezirin çok cömert ikinci vezirin cimri olduğu zannedilir hâlbuki Mevlana Hazretleri birinci vezirin hakiki mürşidi kamili temsil ettiğini, kapısına gelen herkese feyz verdiğini geri çevirmediğini, ikincisinde ehil olmayan mürşidin temsil edildiğini kimseye verecek bir şeyi yok ama gelenleri kapıda oyaladığını söylüyor

 





Okunma Sayısı :7203

Yorumlar
İsmail

Bu kapılarda gelenleri oyalayıp,verecek bir şeyleri olmayanların akıbetleri ne ola.:? Rabbim (C.C) haramilerden bizleri ve neslimizi muhafaza eyle.

Avni Tok

Teşekkür ler abi Allah razı olsun. Çok istifade ettik.mesaj ulaştı.

Bir Yorum Yazın
Adı Soyadı *
E-Posta *
Yorum *