SORU ARA

SORULAN SORU

Yunus Emre Hz.leri der ki “Dört kitabın manası okudum tahsil ettim aşka gelince gördüm ki bir uzun hece imiş” bu sözden ne anlamalıyız?

CEVAP

Hadisi Kutside ;

“ Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliliğini sevdim, bilineyim diye mahlukatı halk ettim” [1] buyurmuştur Yüce Yaradan.

Cenab-ı Zülcelal Hz.leri sevmeyi sevilmeyi murat etti de kendi nurundan bir nura tecelli edip bizim varlığımızı yarattı. Daha sonra ruhani varlığımızın vücuda gelmesini diledi Adem (as) Hz.lerini yarattı.

İşte bunun adı Aşktır. Varoluş, aşktandır. Bu yaratılışta ki gaye sırf kendi güzelliğine âşık olması içindir. Mutasavvıflara göre aşk her şeyin üzerindedir ve âlemin varlık sebebinin aşk olduğu inancı hâkimdir.

Kâinatta yaratılmış her bir şey Allah-u Teala nın Kenzi Mahfi [2] sinde kayıtlıdır. Bu yaratılmış olan her bir şey sevmek, sevilmek üzerine rahmeti ile yarattığından kısacası bütün âlemler Aşk ile yarattığı için Allah’ın aşkından yaratılmış her bir şey seyrü sefere durmuştur.

Yunus Emre Hz.leri;

Nereye vardıysam, hangi kitaba baktıysam hepsinin özü Allah’a dost olmayı, Allah sevmeyi, mest olmayı, aşık olamayı yazıyor. Demiştir.

“yaratılanı severim yaratandan ötürü”  sözünü de bu bağlamda söylemiştir.

“İman edenler Allah’ı daha şiddetli severler” [3] ayetindeki şiddetli sevgiden kasıt aşktır.

Yine diğer bir ayette: “De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah’tan Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez” [4]buyurulur. Bu ayette müminlerin Allah’ı her şeyden çok sevmeleri gerektiği belirtilmiştir.

Hz. Peygamber (sav) Hz. Ömer’e “Ben sana herkesten daha sevimli olmadıkça iman etmiş olmazsın” demiştir.[5]

Cüneyd el-Bağdadi’ye göre aşk:

İnsanın kendi sıfatlarından soyunarak Allah’ın sıfatları ile donanmasıdır, demiştir.

Hallac-ı Mansur, İlahi aşkı pervane ve mum misaliyle anlatmıştır. Pervanenin (mum ışığının etrafında uçuşan böcek) mum ışığını görmesi İlme’l-yakin, ona yaklaşıp hararetini hissetmesi Ayne’l-yakin, ateşin içinde yanıp kül olması Hakka’l-yakindir. Aşkın en son gayesi yana yakıla yok olmaktır. Menkıbeye göre idam edilirken vücudundan akan kan yere Allah kelimesini yazacak şekilde akmıştır.

Aşk Eri Mevlananın konuya dair bir çok sözü vardır.

‘Aşk nedir?’ sorusuna “Ben ol da bil!” demiştir.

“Bizim Peygamberimizin tariki (yolu), aşk yoludur. Biz, aşkzadeyiz (aşk çocuklarıyız); anamız aşktır.”  

“Bizim medresemiz aşktır. Müderrisimiz ulu Allah’tır. Biz bu medresenin talebeleriyiz dersimizi her dem tekrar eder dururuz.”

“Ey aşıklar ey aşıklar, bizim dinimiz mezhebimiz aşktır. Biz aşk çocuklarıyız.”

“Hakiki maşuk olan Allah’dan başka bir temaşası bulunan aşk, aşk olmaz; saçma sapan bir sevda olur.”

“Akıl, aşkın şerhinde çamura saplanmış merkep gibi aciz kaldı. Aşkında aşıklarında şerhini yine aşk söyledi!”

“Faydalı ilim helal lokmadan doğar. Aşk ve gönül inceliği helal lokmadan meydana gelir.”

Ahmet er-Rufai Hazretlerine Aşk nedir diye sorduklarında;

‘Aşk! Aşk! Aşk!’ diye sema ederek başlamış, gökyüzünde kaybolmuş, bir gün sonra gökyüzünden tekrar başladığı yere dönerek ‘Aşk! Aşk! Aşk!’ diyerek durmuş ve  ‘İşte aşk budur’ demiştir. Aşk yolu böyle kişiyi kendinden alıp dostuna götüren bir tür can sarhoşluğudur. Bu sarhoşluk bazen had safhaya ulaşabildiği gibi, bazen de normalin altına düşebilir.

İmamı Gazali (ra):

Allah’ı tanıyan onu sever. Tanıma (marifet) arttıkça sevgide gelişir ve güçlenir. İşte bu sevgiye aşk denir, demiştir. Sevginin bu şekilde aşk halini alması kulun ilahi aşkı idrak etmesinden ileri gelir. Nitekim Hz. Peygamber (sav)’in Hira’da ibadete kapandığını gören Mekke müşrikleri Muhammed Rabbine aşık oldu demişlerdi. 

Cennet Mekan Abdullah Baba (ks) Hz.leri;

Aşk, perdeleri yırtmaktır, sırları keşfetmektir.

 Allah (cc) ve Resulüne (sav) olan sevginin kemal bulması ancak “AŞK” ile olur. Aşık, sevdiğine tam manası ile bağlı olur. Canını, malını, hayatını, her şeyini onun yolunda feda eder.

Âşık, aşk için şöyle der: Aşk atına binen kişi, hiç yorulup usanır mı? İşte bu at vücuttur. Aşkta Allah’a olan düşkünlüktür. Kul, Allah’a âşık olduğu için Allah’ın zikir meclisini arar. Allah’ı sevenleri arar. Allah’ı konuşanları arar. Allah’a muhabbet eden insanları arar. Allah’a gidebilmek için, gece gündüz uğraşır. Oturduğu yerde birisi gelip de: “Adın ne?” dese Allah der. Birisi tokat vursa Allah der. İşte âşık insan.

Hadis-i şerifte buyurulduğu üzere:

“Kim bir şeyi severse, onu çok anar”. [6]

Ve yine “Bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eder”. [7]

Üstadımız Abdullah Baba Hz.leri Aşk’ı ikiye ayırarak şöyle buyururlar:

“Birisi Mecazi, diğeri ise İlahi Aşk olmak üzere Aşk ikiye ayrılır”

Mecazi aşk iki türlü olur.

Birincisi, şehvani istekten zuhur eden aşktır. Örneğin; Bir genç, bir kıza âşık olur, onun evinin etrafında dolaşır, kızın kardeşleri, babası, o gence: “Bir daha bizim evimizin önünden geçme” der, tehdit eder, silah gösterir. O da bir daha gelmez. Çünkü onun niyeti zina kasıtlıdır.

İkincisi ise, sevdiği kızın etrafında dolaşır, o kişiye: “Sen bir daha gelme” deseler de, yine dolaşır, dayak yer yine dolaşır, söverler yine dolaşır, ne yaparlarsa yapsınlar, yine dolaşır. Ondan sonra kenarda durur, onun hayalini düşünerek: “İşte şimdi su doldurmaya gitti, şimdi yatıyordur, şimdi geliyordur’”diye sürekli gece gündüz onun, hayali ile yaşar. Buna da ‘Mecazi Aşk’ derler. Bu aşka pek çok örnek verebiliriz.”

Aşkın ikinci boyutu ve asıl olanı ise, İlahi Aşktır. Öyle ki, yeryüzündeki dağlara baktıkça, güzellikleri gördükçe, mahlûkatı seyrettikçe, çiçeklere baktıkça, bunları yaratan bir Nakkaş (bunlara güzellik veren) var. Gerçek güzellik sahibi odur. Ben bu yaratanı seveyim. Mülkün sahibi olan O padişah benim gözümü, aklımı, vücudumu sıhhatimi, bütün azalarımı beni kusursuz bir halde yaratan odur. Cevahirimin (cevherler, uzuvlar, organlar, hücreler) her zerresi Allah’ı zikrediyor. Ben niye zikretmeyeyim diye düşünür ve Allah’ı (cc) zikretmeye başlar. Ondan bir an ayrı kalmak istemez, Hakk’ın gayrında (haricinde) her şeyi unutur.”

Cennet Mekan Abdullah Baba (ks) Hz.leri buyurur ki:

Âşık kimse Allah’ı zikrettikçe, Peygamber (sav)’e salât-ü selam getirdikçe, sevdiğini yani Allah ve Resulü’nü rüyasında görür. Halinde (murakabesinde) görür. Görmediği gün: ‘Eyvah! Ben ne hata işledim’, diye, kendisini sığaya çeker.” Bugün ben kimi incittim ki maddeyi mi çok sevdim, ailemi mi çok sevdim, şunu mu çok sevdim. Neden ben Rasulullahı çok sevemedim. Neden ben Allah’ı sevemedim’ der, tövbe eder, kalbini düzeltir, gene o aşk, o sevda devam eder.

Aşk eri Mevlana der ki ;

"Kaderimi ben seçmedim, Rabbim ikram etti Elhamdülillah!

İyiyim desem yalan olur, kötüyüm desem inancıma dokunur.

En iyisi Aşık Allah’a yol tut şükürden yapış, belki o zaman kalbim kurtulur. “

Her bir şey sevgiyle güzeldir. Allah’ı sev, O’na mest ol. Kul olmaya başladın mı? Allah’ı sevmeye başlıyorsun demektir. Bir Allah diyorsun ruhun bedenine sığmıyor. Bedenin bir anda küçücük kalıyor. Amacımız gayemiz Allah’ın sevgisine mazhar olabilmektir. Cennette cemaullaha ulaşabilmektir. Bundan daha büyük bir nimet olabilir mi?

Üstadımızın dilinden,

AŞK olsun,

AŞK’ınız NÛR olsun ,

ALLAH (cc) hepinizden Razı olsun...

 



[1] Acluni, Keşfü'l-Hafa, II/132

[2] Gizli Hazinesi

[3] Bakara/165

[4] Tövbe/24

[5] (Buhari)

[6] (Ruhul Furkan)

[7] Tacü’l-Camiu Lil-Usul Fi Ehadisi’r-Rasul




Okunma Sayısı :2136

Yorumlar
Raycoefe

Allah teala bu soruyu soran dan cevaplayan dan buraya yazandan emeği geçen basta Abdullah babam olmak üzere razi olsun.

Bir Yorum Yazın
Adı Soyadı *
E-Posta *
Yorum *