SORULAN SORU

Sayılı virtler edinmek, sayılı ayeti kerimeler okumak ve Salat-ı tefriciyeyi 4444 okumakla ilgili bilgi verir misiniz? Efendi Hz.lerinin bu konu hakkındaki görüşleri nelerdir?

CEVAP

 Cennet Mekan Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.lerine bu mevzu sorulduğunda;

“Bizim yolumuzda ‘Şu esmayı şu kadar çekersen böyle olur, bu esmayı bu kadar çekersen şu işin hallolur’ gibi şarta bağlı olarak kendine ders addetmek yoktur. Size ne söylediysem, size ne tavsiye ettiysem onu yapın, bu tür şeylere girmeyin. Evrad-ı şerifinizi çekin evladım.” Buyurmuşlardır.

Yolumuzda sayılı olan tesbihatları yalnızca  üstadımız tavsiye edebilir. Kişi sayı tutmamak kaydıyla sayısız tesbih çekebilir ancak bunu da “İlahi ente maksudi rızaki matlubi Ya Hazreti Allah” deyip Allah rızası için yapması lazımdır.

Bir gün Şeyh Efendi Hz.lerinin yanına bir bayan dua istemek amacıyla gelir. Kocasının hapiste olduğunu, hapisten çıkması için Salatan nariyeyi, Salatan tefriciyeyi okuyacağını ve bu sayede kocasının hapisten çıkacağını söyleyerek  ‘Sizlerde dua buyurun inşallah’ der.

“Evladım, biz ibadetlerimizi Allah’ın rızasını kazanmak için yaparız. “İlahi ente maksudi rızaki matlubi Ya Allah” deyip Allah rızası için hizmet etmek lazım. Yok, şu zikri şu kadar çekersen şöyle olur yok şu kadar çekersen Peygamber Efendimizi görürsün gibi şeylerle Allah rızası dışında karşılıklar bekleyip kendinize virtler edinmemiz doğru değildir. Bizim yolumuzda bunlar yoktur.

Senin kocan neden cezaevine girdi? Uyuşturucu satmaktan. Bu kadar insan evladının sabi yavrularını zehirledi. Kocan nasıl kurtulsun. Birde kurtulması için Salat-u Selamı bahane ederek bizden dua istiyorsun.” Buyurmuşlardır.

Günümüzde bazı hoca efendiler kitaplarda ve değişik basın yayın organlarında şu esmalar okunursa kanser hastası iyi olur, şu kadar okunursa bahtı açılır gibi ifadeler kullanarak haşa Allahu Teâlâ’yı zabt-u rabt altına almak istemektedirler.

Derviş olduğunu sananlar da üstadının tavsiyelerine uymayıp ‘ Filan hoca bunu tavsiye etti, filan hoca şunu çekmemizi söyledi’ diyerek sağdan soldan duyduklarını yapmaya kalkıyor ki Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin çizgisinin dışına çıkanların uygulayacağı hareklerdir bunlar. Bunların tasavvufla tarikatla alakası yoktur.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri hayatından bir örnekle cevabımızı açalım inşallah;

“ Efendi Hz.leri Çorum ziyaretleri sırasında kaldığı bir otelin odasında yaşadıklarını şöyle nakletmiştir, bizlere…

Otel odasının kapısı çalındı, uyandım. İçeri gelen Hızır (as) idi. Bana;

─  Abdullah Efendi yüz defa “Ya Vehhab” diyeceksin” dedi. Ben de:

─  Üstadım Hacı Mustafa Efendi derse çekerim, gerçi Allah’ın (cc) ismi ama üstadımın izni ve telkini olmadan hiç bir şey söylemem, dedim.        

Kapıyı kapattı, bir müddet sonra tekrar girdi. Yine aynı şeyi söyledi. Bu hadise üç kere oldu. Bu olaylar cereyan ederken saat üçü çeyrek geçmişti. Arkadaşım ile birlikte sahur yemeği için Üstadımız Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin evine gittik. Beraber sahur yemeği yedikten sonra, Üstadım;

─ Evladım istihare yaptın mı? Diye sordu.

Ben de kendisine, görmüş olduğum rüyayı ve otel odasına gelen kişinin bana “Ya Vehhab (cc)” ismini okumamı söylediğini ve ona kabul edemeyeceğimi söyleyip, sebeplerini olduğu gibi anlatınca, Üstadımız Hacı Mustafa Efendi Hazretleri:

─  Maaşallah evladım! Rahmetli Bilal Baba sana çok nazar etmiş, seni çok iyi yetiştirmiş, halifelik makamına kadar çıkartmış. Evladım sen çok fukarayı sabiriynsin. Vehhab (cc) ismi, çok verici, çok genişletici anlamındadır. Günde yüz defa değil de, her farz namazlardan sonra on dört defa söyle. Buyurdu.

─  Peki, Efendim, dedim.

Arkasından bana şöyle dedi:

─  Evladım Abdullah, kapıyı açıp sana telkinde bulunan kimdi biliyor musun?

Ben de;

─  Hızır (as)’dı Efendim, dedim.

Hacı Mustafa Efendi Hz.leri:

─  Nereden biliyorsun? deyince

─  Efendim, kendisini sık sık görüyorum. Diye cevap verdim.

Üstadım da bize:

 ─  Evladım, insanlar Hızır (as)’ı göreyim, ondan ders alayım diye yanar. Sende hiçbir değişiklik yok, dedi.

Cevaben kendisine:

─  Efendim, Hızır (as) da bir insan, Nebi değil ki. Hz. Peygamber (sav)’e âşık olduğu için Allah (cc) Teâlâ’ya; O’nun ümmeti olmak için dua etti. Allah (cc) , O’na deccaliyet zamanına kadar müsaade etti. Deccal öldükten sonra, O da ölecek. Peygamberimizin bir ümmetidir.

Bana siz lazımsınız, çünkü siz Peygamber varisisiniz.”  Diye cevap verince, Üstadımız Hacı Mustafa Efendi Hz.leri, bu cevaba tebessüm ile karşılık verdi. (Alıntı Abdullah Babanın Hayatı Kitabı) 

Aslında Efendi Hazretleri, burada teslimiyetin ölçüsünü çizmiş, teslim olacak bir müridin, üstadını her şeyden daha ziyade itibar etmesi gerektiğini anlatmıştır. Unutmayalım ki;

Bir dervişe lazım değil kitaplarda yazan,

Bir dervişe lazım olan Üstadının ağzından çıkan!

Her Mürşid-i Kâmilin dervişlerine verdiği belli bir tesbihatı ve sayısı vardır ve bu tesbihatlar o zatın şifresi gibidir. Bu şifre doğru şekilde kullanılır ise etkili olur. Bu sebeple Üstadımızın tavsiye etmediği hiçbir esma ya da zikir okunamaz. Bir önceki üstatlarımızın, piran efendilerimizin tavsiye ettiği virtler dahi okunamaz. Unutmayalım ki her doktorun hastasını tedavi yöntemi farklı farklıdır. Kâmil bir mürşidin terbiyesine giren kimse ise bu tür durumlarla yalnız değildir. Kâmil mürşid, manevi hastalıklarda mütehassıs doktordur. O, hangi manevi hastalığa ne tür bir zikrin ilaç olacağını bilir.

Günlük tesbihat ilaç gibidir. Bu ilacın ne zaman ne kadar alınacağını manevi doktor olan mürşid belirler. Hastaya ilacı reçeteye uygun olarak içmek düşer. Kâmil mürşid, tesbihat verdiği kimseye sevgi ve feyiz de verir. Onu kontrol eder. Dua ile destekler. Şeytanın tuzaklarını tanır, hilelerini bilir. Onun zikri kullanıp müridi düşürebileceği benlik, ibadetine güvenme, insanları küçük görme, Allah rızasını unutup keşif keramet gibi şeylere yönelme tehlikelerine karşı tedbir alır.

Mürşidin feyzi ve faydası; müritteki samimiyet, itaat, gayret ve edebe bağlıdır. Mürşidin verdiği zikri beğenmeyen, onu yeterli görmeyip az veya çok bulan, başka zikirlere heves eden kimse, gizli bir muhalefet içindedir. Bunda ayrıca mürşidine karşı bir itimatsızlık ve ciddiyetsizlik mevcuttur. Bu durumdaki bir kimsenin mürşidinden alacağı feyzi kesilir, kalbi karışır, terbiye yolu tıkanır, amel aşkı söner, hizmet heyecanı biter, aklı, nefsi ve şeytanı ile baş başa kalır.

Bu yolda kişinin yaptığı ibadetler yanında çektiği zikrullah en büyük gıdasıdır, ilacıdır. Bir mürşide bağlı olamadan ya da bağlıyken kendi kendinize zikirler telkin edip, bunları çekmeniz. Doktora gitmeden eczaneden ilaç almaya benzer. Hasta olan kişi ne yapması lazım gelir; İlk önce doktora gidip, onun kontrol altına girip, tavsiyeleri ışığında, yazdığı ilaçlarla tedavi olması gerekir. Unutulmamalıdır ki sayılı tespihler, kendi kendine ders telkin etmeler, kontrol altında olmazsa farklı sonuçlar doğurabilir. Her esmanın farklı tecellileri vardır, ehli tarafından bilinen.

Aynı şekilde Kuranı Azimu şanda yer alan ayetleri sayılı okuyarak bir şeyleri murat edenlere;

Dervişin her daim Allahu Teâlâ’nın rızasını kazanmak için Kuran-ı Azimüşşanı okuması lazımdır. Kuran-ı azimüşşanı okumayı bırakın, bakmaya bile Cenab-ı Zülcelal Hz.leri sevap yazarken nasıl okunmaz. Ama Allah-u Teala bunu fal kitabı olarak bir şeylerin yerine getirilmesi için şu kadar okuyun da şunlar yerine gelsin diye de indirmemiştir.

Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi;

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin  

Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için 

Kuran-ı Azimüşşan Allah-u  Zül Celal Hazretlerinin verdiği emir ve yasakları anlamak için gönderilmiştir. İlahi bir emirdir. 

Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’un fethi için surların önüne gelip sabah namazı kıldıktan sonra Fetih suresini okunmuştur ve fethe ‘bismillah’ denmiştir. Fetih suresinde ne diyor Cenab-ı Zülcelal Hz.leri

“ İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ” ‘Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.’

Fetihden önce okunmasının sebebi savaşan askerleri aşka ve muhabbete getirsin diyedir. Bu açılan kapıların Allah’ın ikram ve iltifatı olduğunu bilmeleri içindir.  Bundan beş yüz tane Fetih suresi okuyup bağışlayınca surun kapıları açılacak anlamı çıkmaz.

Bizler böyle sayılı okunan surelerle olsun, virdlerle olsun, salavatlarla olsun Cenab-ı Zülcelal Hazretlerini haşa devreden çıkarıyoruz. Çektiğimiz virtleri, süreleri, salavatları devreye sokuyoruz. Yardımı Fetih süresinden beklemiş oluyoruz. Burada Fetih süresi bir araçtır ama Fetih suresi şu kadar okunursa şu kapılar açılacak diye bir kayıt yoktur. Güç ve kudret sahibi Cenabı Zülcelal Hazretleridir.

Peygamber Efendimiz (sav) Hz.leri hasta olanlara şifa ayetlerini tavsiye etmiştir. Kişi bunu okur ama yardımı Allahtan bekler. “Ya Rabbi okuduğum Ayeti Kerimenin hürmetine bana şifalar nasip eyle” der.

Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri

Eğer namazdan, ibadetten dünyevî maksatlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz battal (işe yaramaz, işlemez ) olur. Demişlerdir.

Her amelimizi Cennet Mekan Efendimizin buyurduğu gibi “İlahi ente maksudi rızaki matlubi Ya Hazreti Allah” kelamını dilimizden ve gönlümüzden düşürmeden yapmayı nasip eylesin…

 

 

 

 




Okunma Sayısı :2172

Yorumlar
Tamer GOKCEOGLU

Allah razi olsun... Allahim sadiklardan eylesin insallah... Efendimin sözünden çıkmayı nasip etmesin inşallah...

Bir Yorum Yazın
Adı Soyadı *
E-Posta *
Yorum *