SORULAN SORU

Günümüzde yaşanan birçok sıkıntının içeresinde böyle bir soru elzem midir? Diyebilirsiniz ama günümüzde yaşanan sıkıntıların temel sebeplerinden bir tanesi İslami bir birlikteliğin nasıl yapılacağı bilinmemesidir.

İslam öğretileri ve Rasulullah (sav) Hz.lerinin hadisleri doğrultusunda kadın ve erkek nasıl bir araya gelmelidir.  Allah’ın emirleri ve hadisler ışığında insanların evlenme ve sağlıklı nesiller dünyaya getirip yetiştirmeleri konusunda nelere dikkat etmeleri gerektiği ile ilgili bizleri bilgilendirebilir misiniz?

CEVAP

Cenab-ı Zül Celal Hz.lerinin "Şüphesiz ki sen (ey Muhammed) yüce bir ahlâk üzeresin”. [1] Methiyesine mazhar olan Peygamber Efendimiz (sav) hayatımızın her anına eşsiz bir örnektir. Öyle örnek bir hayat ki;  günün sadece bir iki saatini kapsamayıp,  yirmi dört saatin her anında her davranışı ile her saha da ümmetine örnek bir peygamber. Yemek içme adabından, ticaret hayatına, tuvalet adabından, cima adabına kadar günlük hayatımızda ne yaşıyorsak hepsini üstün ahlakıyla yaşayarak bizlere örnek olmuştur. Onun her davranışı her öğretisi müminler üzerinde o denli etkili olmuştur ki; Mekkeli müşrikler, Müslümanlara;

"Sizin Muhammediniz (sav) hayatınıza tümden karışıyormuş öyle mi?" diyerek alay etmeye başlamışlardır.

Sahabe Efendimiz "Aynen öyledir." deyince

Müşrikler: "Duyduğumuza göre, Muhammed sizin taharetinize ve tuvaletinize bile karışıyormuş, bu nasıl olur?" deyince

Sahabe Efendimiz:

"Elhamdülillah, bizim her şeyimize karışan bir Dinimiz, bir Peygamberimiz var. Biz hayatı ve huzuru, temizlik ve sağlığı, her şeyi bunlarla öğrendik. Biz, Allah'tan da, O'nun Resul’ünden de memnun ve razıyız! "  buyurmuştur.

Allah Resulü ne güzel buyurmuş ; “Ben sizin babanız yerineyim size öğretirim.”

Bilmemiz gereken ancak öğrenmekten ve öğretmekten sakındığımız önemli bir konu da cima adabıdır. Bu sebeple hayatımızın bir parçası olan cima adabı (cinsel hayatla) ile alakalı mevzuları yine Allah Resulünden aktarılmış örnekler ve hadisler ışığında sizlere aktarmaya çalışacağız.

Mahrem konular her ortamda paylaşılamadığından toplum olarak bu konularda bilgisiz kalmaktayız. Doğru kaynaklardan edinilmeyen bilgiler ile de Allah’ın razı olmayacağı hallere her geçen gün daha fazla rastlamaktayız. Oysa dinimiz ve Peygamberimiz bizlere bu konuda yeterli bilgi sunmaktadır.

Ne yazık ki günümüz de besmelesiz, abdestsiz,  edep kuralları gözetilmeksizin yaşanan cinsi münasebetler birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Günümüzde yaşanan sıkıntıların birçoğunun temelinde bunlar yatmaktadır. Hadislerde belirtilen, meşru ölçüler içindeki cinsel hayat, Allah’a kulluğun bir yoludur. Sünnete uygun yaşayanın her konuda olduğu gibi cinsel konularda da sıkıntıya düşmez.

Dinî kaynaklara dayanarak yapılacak bir cinsel eğitim ihtiyacı ihmale gelmeyecek kadar önemlidir. Helâl ölçülerdeki cinsel yakınlaşma ibadet sınırları içerisinde değerlendirilmektedir. Zira cinsel ihtiyaçların kulluk bilinci içerisinde, emredilen prensipler doğrultusunda karşılanması huzur ve mutluluğun en önemli şartlarından biri olarak sayılmıştır. Bugün yaşanan birçok sıkıntılar bu tür konularda doğru ve sağlıklı bilgiye sahip olunmamasından kaynaklanmaktadır. Dinimizde evliliğe büyük önem verilmiş, cinsel hayatı düzenleyen emir ve yasakların büyük çoğunluğu da bu temel ölçüye göre belirlenmiştir

Ayeti Kerimede Cenab-ı Zül Celal Hz.leri;

“Yine O’nun delillerindendir ki, size kendi cinsinizden, kendilerine meyil ve ülfet edeceğiniz eşler yarattı. Aranızda merhamet ve sevgi koydu. Şüphesiz bunda düşünen bir kavim için, ibret alınacak çok deliller vardır.”[2] buyurulmuştur.

Madem insanlarda cinsî ihtiyaçlar, arzular yaratılmıştır, kadın erkeğe, erkek de kadına eğilimli kılınmıştır, o halde aile hayatı ortamında bu duyguların meşru bir şekilde karşılanması, sağlıklı ve vazgeçilmez bir husustur.

Peygamber Efendimize kadınlar gelip, mahrem konularda sualler etmiş, Peygamber Efendimizde (sav) cevaplamıştır.

Birgün Ensar’dan bir kadın mahrem konularda bir soru sormuş Hz. Âişe annemiz çıkışınca Peygamber Efendimiz;

Ya Âişe! Kadına müdâhale etme. (Dilediğini sorsun.) Zira Ensar’ın kadınları (Müslüman kadınlarca) bilinmesi gerekenleri soruyorlar. [3] buyurmuştur.

İslam’ı yaşamaya çalışan inanların kendilerini cinsel hayattan soyutlamaları düşünülemez, bu bir nefsani ihtiyaçtır.

“İslâm’da (evlenmemek ve evlilik içinde) cinsel hayattan çekilmek yoktur”

“Şüphesiz Allah bizim için (cinsel hayattan çekilmek olan) ruhbaniyeti, evliliği ihtiva eden ve kolaylığı içeren İslâm Şerîatı ile değiştirdi.”

 “Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır. Benim ümmetimin ruhbanlığı ise Allah yolunda cihaddır.”

“Kendinize hayatı zorlaştırmayınız ki, size de zorlaştırılmasın. İşte tarihî toplumlardan biri olan Hristiyanlar. Onlar ruhbanlığa yönelerek hayatı kendilerine zorlaştırınca yaşam da onlara zorlaştırıldı. İşte onların uydurdukları ruhbanlığın kalıntıları manastırlarda görülüyor. Allah, onlarla ilgili olarak şöyle buyurur:  [4]

“Biz onlara ruhbanlığı emretmedik. Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla onu kendileri uydurdu. Ama sonra ona gereği gibi uymadılar…” [5]

Bu söylemlerimiz sınırsız bir cinsel yaşamımız olacağı anlamı taşımamalıdır. Sadece bizim koyduğumuz yasaklara ihtiyaç yoktur. Zaten Kur’ân ve Sünnet cinsel hayatımızla alakalı olarak bazı emir ve yasaklar getirmiştir. Bunlar;

Cinsel arzuyla yani şehvetle bakmak, evlenilebilecek bir kadın/erkekle bir arada yalnız kalmak, flört, cinsel duyguları uyarıcı musiki, zina, homoseksüellik, sevicilik, hayvanlarla cinsel temas, vücudun erotik bölgelerini ve örtülmesi gereken yerlerini açığa vurmak, kadın ticareti, zina ve eşcinsellik iftirası, cünüplük sonrasında gusül abdestini bir namaz vaktini aşacak şekilde ertelemek, hadımlaştırmak, kısırlaşmak, eşlerle de olsa âdet ve lohusalık günlerinde cinsel ilişki, zevceye/eşe arka organdan temas, dînî ve tıbbî bir mazeret olmaksızın kocanın cinsel arzularına karşı çıkmak, eş olan kadını ihmal etmek, eşin hakları ve özgürlüklerini kısıtlayıcı cinsel kıskançlık ve oral ilişki vs…dir.

Cenab-ı Zül Celal Hz.leri cinsel hayatımızı helalinden karşıladığımızda buna karşılık mükâfatlar vermiştir.

Sahâbî Ebû Zer (ra) anlatıyor.

Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:

“Sübhânallah” şeklindeki her bir tesbihde, “Elhamdülillah” şeklindeki her bir hamdde, “Allahü Ekber” şeklindeki her bir tekbirde,  “La ilahe illellah” şeklindeki her bir tehlilde, her bir Hakk’a çağırmada ve her bir bâtıldan sakındırmada sadaka/hayır sevabı vardır.

(Bunlar bir tarafa) sizden birinizin eşi ile cinsî münâsebette bulunmasında bile sadaka sevabı vardır.

Ashab‐ı Kirâm hayret ve de merakla sordular:

‐ Ya Resûlallah! Bizden biri cinsel arzularını tatmin eder de, bu sebeple ona nasıl sevap verilir?

Pek tabîi ki verilir. Ya sizlerden biri zinâ yapacak olsaydı, yaptığı zinâdan ötürü günaha girmeyecek miydi? Buna ne dersiniz? Bunun gibi, nikâhlı eşiyle tatmin bulduğu zaman da kendisine sevap verilir. [6]

“Allah, kişinin karısıyla sevişmesi; cinsel ilişkide bulunmasından hoşnut olur. Onlara bu sebeple sevap verir ve onlar için helâl rızık yaratır.” [7]

Cinsel ilişkininde belli bir adabı belli bir ölçüsü vardır. Bu ölçüleri sırasıyla paylaşmak gerekirse;

§     Vücudu ve Dişleri Temiz Tutmak

“Allah temizlik hususunda titizlik gösterenleri sever.” [8]

Eşler vücut ve diş temizliğine dikkat etmeleri gerekir ki bir birlerinden tiksinmesinler. Hayatımızın her alanında temiz olmamız lazımdır.

Peygamber Efendimiz (sav);

“Gücünüz yettiğince temiz olmaya çalışınız. Allah, İslâm Dinini temizlik üzerine kurmuştur. Cennet’e de ancak tertemiz olanlar girecektir.” [9]

Vücut temizliğinin yanında diş temizliği de çok önemlidir. Cennet Mekan Abdullah Baba (ks) Hz.leri diş sağlığına çok önem vermemiz gerektiğini defaten bizlere tavsiye etmiştir.

Allah’ın Resulünün (sav) diş temizliği ile ilgili hadisleri gerçekten pek çoktur. O, diş temizliğinin Allah’ın rızasına erdirici olduğunu bildirmiş, yemeklerden sonra dişlerini temizleyenleri “güzel kullar” olarak vasıflamış, sararmış dişlerle huzuruna çıkan sahâbîlerini de kınamıştır. İlk müminleri daima şöyle  teşvik buyurmuştur:

“Eğer ümmetime; (bana inananlara) ağır geleceği endişesini taşımasaydım öğütlemekle yetinmez her namaz için (abdest alırken) mutlaka (misvak kullanarak) dişlerini temizlemelerini emrederdim.” Buyurmaktadır.

Eşler cimadan evvel hem ağız hem vücut temizliğine dikkat etmelidirler. Bu her iki cins içinde geçerlidir. Yani hem kadın hem erkek buna riayet etmelidir.

§     Süslenmek

Vücut temizliğinin yanında kişisel bakımımıza da önem vermeliyiz.

Peygamber Efendimiz (sav);

“Saçı olan kişi (temizleyerek ve tarayarak) bakımını iyi yapsın.”[10]

“Evlerinize gitmek üzere gece baskını yaparcasına acele etmeyiniz. Saçları dağınık olan kadının taranması, kocası seferde olduğu için temizliğini yapmamış kadın da (koltuk altı ve) etek temizliğini yapması için onlara bir süre tanıyınız.” [11]

Elbisenizi yıkayınız. Saçlarınızı düzeltiniz. Dişlerinizi misvaklayınız. Tertemiz olmaya ve güzelleşmeye çalışınız. Zira tarihi dönemlerde İsrail oğullarının bazıları böyle yapmadığı için kadınlarından bir kısmı zinaya düştüler.[12]

Kadınlar yalnızca kocaları için süslenmeleri gerekmektedir. Peygamber Efendimiz (sav);

 “Kocasının dışındakiler için süslenen kadın, Kıyamet Günü’nde nuru olmayan bir karanlık gibi olacaktır.” [13]

Mesleğinin kadınları kocaları için süslemek olduğunu söyleyen ve mesleğine devam edip edemeyeceğini soran kadına sevgili Peygamberimiz, “Onları kocaları için süsle.” cevabını vermiştir.

Bu hadisi yanlış yorumlamamakta fayda vardır. Bu kadının sokakta da süslenmiş halde gezebileceği anlamı taşımaz. Süslenme sadece ev ortamında ve yalnızca koca için yapılmalıdır.

§     Hoş Kokularla Kokulanmak

Allah’ın Resûlü’nün vücudu ve teri pek güzel kokardı. Böyle iken O, güzel kokular kullanır, kullanılmasını da teşvik buyururdu.

“Dünyanızdan bana kadınlar ve güzel kokular sevdirildi. Mutluluğun doruğuna da namazda erdirildim.”

Allah’ın Resulü güzel koku kullandığı gibi, mü’min erkekleri de kullanmaya teşvik buyururdu. Cuma ve bayram namazlarına gelindiğinde ve böylesine topluluklara iştirak edildiğinde mü’min erkeklerin güzel kokular sürünmesi sünnettir. Güzel koku kullanımında erkekler için bir tek yasaklayıcı ölçü konulmuştur.

Yâla b. Mürre (ra) anlatıyor.

Allah’ın Resulü Yâla’nın yüzünde rengi belirgin bir koku görünce ona sordu:

‐ Eşin var mı? (Bu koku sana karından mı bulaştı?)

‐ Hayır yok, Ya Resulallah!

‐ Git, hemen bu kokuyu yıka. Hemen git, git onu yıka, sakın ha bir daha da böyle rengi belirgin bir koku sürünme.[14]

Hanımlar süslenme bahsinde olduğu gibi güzel koku sürünme konusunda da yalnızca eşleri için kokulanmalı sokaklarda başka erkeklerin nazarını üzerlerine çekecek şekilde kokulanarak gezmemelidirler.

§     Ertelemek

Allah’ın Resulü:

Allah erteleyen kadına lanet etsin, buyurdu. Erteleyen kadın kim dir? diye sorulduğunda;

Erteleyen kadınlar, kocaları tarafından arzulanan fakat kocaları uyuyuncaya kadar onları bekletip oyalayanlardır. [15]

(Cinsel) Haceti için erkek karısını çağırdığı vakit kadın tandırın (ekmek fırının) başında bile olsa (bırakıp) kocasına gelsin.[16]

Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Kişi hanımını (cinsel ilişkiye girmek için) yatağa çağırınca hanımı deve üzerinde bile olsa inip, kocasının bu (cinsel ilişki) isteğine cevap versin!” [17]

 “Erkek, karısını yatağına çağırdığı zaman gelemekte (çekingen davranıp) diretirse, sabaha erinceye kadar melekler o kadına lanet ederler. [18]

“ Hiçbir kadına nefsini kocasına sunmadan uyuması helal değildir.” Diye buyurunca Peygamberimize, Abdullah b. Ömer sordu;

-Kadın nefsini nasıl sunar?

Peygamberimiz (sav) şöyle cevap verdi;

-Elbisesini çıkarır. Kocası ile beraber aynı yatağa girer, tenini tenine dokundurur. Böyle yaptığı zaman nefsini sunmuş olur.”

§     Cinsî Münasebete Başlamadan Önce Besmele Çekmek

Her hayırlı işin başı besmeledir.  Peygamber Efendimiz (sav);

“Bismillahirrahmanirrahim ile başlanmayan her önemli iş eksiktir.”[19] Buyurmuştur.

Bu sebepten ötürü cinsi münasebete başlamadan evvel muhakkak besmele çekerek başlanmalıdır.

Allah Resulü;

“Cinsî münasebette bulunduğun zaman besmele ile başla. Besmele ile başlarsan sevaplarını yazan vazifeli melekler cünüplükten gusül abdestini alıncaya kadar durmaksızın sana sevap yazarlar. Bu münasebetten bir çocuğun olursa, bu çocuğunun ve de bu çocuğundan olacak torunlarının nefesleri sayısınca sana sevap yazılıp‐verilir.” [20]

“Müminlerden biri karısı ile cinsî münasebette bulunmak istediği zaman: ”Bismillah, Allah’ım! Bizi Şeytan’dan, Şeytan’ı da bize vereceğin çocuktan uzaklaştır.” şeklinde dua eder ve sonra onlara bu münasebet sebebiyle bir çocuk verilirse, Şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez.” [21] buyurmuştur.

§     Cinsî Münasebet Öncesi Sevişmek

Cinsel ilişkinin tatmine erdirici olabilmesi için ilişkiden önce sevişilmesi önemlidir.

Cenab-ı Zül Celal Hz.leri;

Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele! [22]

Peygamber Efendimiz (sav);

“Üç şey cefadandır [23]; Kişinin dostluk kurduğu kimsenin kişisel özelliklerini bilmemesi, kendisi için ziyafet hazırlayan din kardeşinin davetine katılmaması ve kişinin fısıldaşmaksızın, sarmaş‐dolaş olup eğlenmeksizin eşi ile cinsî münasebette bulunması; eşi orgazm olmadan (boşalmadan) boşalıp işini bitirmesidir.”

“Sizden hiçbiriniz eşiyle hayvanlar gibi (sevişmeksizin) birleşmesin.”[24]

“Hiçbiriniz eşiyle hayvanlar gibi sevişmeksizin cinsî münâsebette bulunmasın. Arada bir elçi bulunsun.

Soruldu:

‐ Ya Resulallah! Sözünü ettiğiniz elçi nedir?

‐ Aşk fısıltıları ve öpüşmedir. [25]

“Hanımınızla temaz etmeden önce yatakta şakalaşın, sevişin. Hayvanlar gibi hemen yüklenmeyin.” [26]

§     Cinsi Münasebet

Üreme organından olmak şartıyla, eşler diledikleri gibi birleşebilirler. Bu onların seçimine bağlıdır.

Ömer b. Hattab Allah’ın Resûlü’ne geldi ve şöyle dedi:

-Mahvoldum Ya Resûlallah!

-Seni mahveden nedir?

-Ya Resulallah! Üreme organından fakat arkadan yaklaşarak karımla ilişkide bulundum.

Hz. Peygamber ona bir cevap vermedi. Bu sırada Bakara Suresi’nin 223. ayeti Allah’ın Resûlü’ne vahyedildi:

“Kadınlarınız sizin tarlanız; ekim alanınızdır. O halde ürün alacağınız organdan dilediğiniz gibi ilişkiye girin. Nefisleriniz için (besmeleyi, duayı ve sevişmeyi) öne alın. Allah’ın emirleri ve yasaklarına aykırılıktan korunun. Onun huzuruna varacağınızı da bilin. (Ey Peygamber! Âdet hali teması ve ters yol ilişkisi gibi haramlardan kaçınan) müminleri müjdele.”

Bu âyeti tebliğ ettikten sonra Allah’ın Resulü bütün müminlere yönelik olarak şöyle buyurdu:

Önden veya arkadan yaklaşarak fakat mutlaka döl yatağından cinsî temasta bulun. Arka organdan (anüs) ve âdet gören eşinle cinsi münasebette bulunmaktan sakın [27]

Peygamberimiz’in eşlerinden Ümmü Seleme (r. anha) anlatıyor.

Medine’li mü’minler olan Ensar’ın erkekleri arkadan yaklaşarak fakat üreme organından cinsel ilişkide bulunuyorlardı.

Yahûdiler de şöyle deyip duruyorlardı:

“Karısına arkadan yaklaşarak önden temas eden kişinin çocuğu şaşı olur.”

Muhâcirler hicret ederek Mekke’den Medine’ye geldiklerinde Ensar’ın kadınlarıyla evlendiler. Kadınlarına arkadan yaklaşarak münasebette bulundular. Fakat Yahudilerin sözlerinden etkilenen bir Ensar kadını kocasının bu şekilde yaklaşmasına karşı koydu ve ona şöyle dedi:

İyice bil ki ben Allah’ın Resûlü’ne giderek bu şekilde yaklaşmanın sakıncası olup olmadığını öğreninceye kadar, sen asla bu şekilde ilişkide bulunmayacaksın.

Bu kadın kalktı, Ümmü Seleme’ye geldi ve durumu ona anlattı. Ümmü Seleme de ‘Allah’ın Resûlü gelinceye kadar otur’ diyerek kadını buyur etti. Allah’ın Resûlü gelince kadın O’na bizzat sormaktan utandı. (Ümmü Seleme’den sormasını rica ederek) dışarı çıktı. Ümmü Seleme sorunca, Allah’ın Resûlü “kadını çağır,” buyurdu. O da, kadını içeri aldı. Allah’ın Resûlü Bakara Sûresi’nin 223.âyetini ona okudu ve şöyle buyurdu:

‐ Üreme organından olmak şartıyla dilediği gibi yaklaşabilir. [28]

Cinsi münasebette en önemli konulardan biri eşlerin tatmin olmasıdır.  Peygamber Efendimiz (sav);

“Sizden biriniz karısıyla cinsî münasebette bulunduğu zaman, onu tatmine/doyuma erdirecek şekilde sevişsin. Karısı sükûnet bulmadan kendisi boşaldığı zaman karısı orgazm oluncaya kadar (vücûdunu ayırmakta acele etmesin), eşini de aceleye yöneltmesin.” [29]

§     Cinsi Münasebette Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

a)    Örtüsüz çıplaklık, cinsel organlara bakmak

“Biriniz eşi ile ilişkide bulunduğu zaman örtünsün. Üzerine örtü almadığı zaman melekler utanarak çıkarlar. Şeytanlar da hazır olurlar. Şeytanlar hazırken yapılan ilişkiden doğacak çocuk üzerinde ise şeytanların ortaklığı olur.” [30]

“Biriniz eşiyle cinsi münasebette bulunduğu zaman eşi ile kendisinin arkasını örtü alsın. (Eşler üzerlerine örtü almaksızın) büsbütün soyunmasınlar ki iki vahşi eşşek gibi olmasınlar.” [31]

“Sizden biriniz eşi veya (nikâhlı) cariyesiyle cinsî münasebette bulunduğu zaman eşinin cinsel organına bakmasın…” [32]  

Bu görme noksanlığına ve unutkanlığa sebep olur. İhtiyaç hâlinde ise karı koca birbirine tepeden tırnağa bakabilir.

b) İlişki sırasında çok konuşmak,

“Kadınlarınızla cinsî münasebette bulunduğunuzda çok konuşmayın. Zira çok konuşmadan ötürü (Sizlerde ve doğacak çocuklarınızda) dilsizlik- kekemelik oluşabilir.ʺ [33]  Ayrıca bu konuşmalar, cima zevkini kısar ve tatsızlık doğurur.

c)Korunma tedbirlerine başvurmak.

“Korunma”, hadis ve fıkıh kitaplarımızda “azil” olarak geçmektedir. Azil; çocuk olmaması için rahmin dışına boşalmaktır.

Müslüman, çoğalmayı, Ümmet’in sayısını ve gücünü artırmayı gaye edinmelidir. Çocuk sayısı diye bir sayıyı kabul edemeyiz. Allah Teâlâ ne kadar yaratırsa o kadar, dememiz uygun düşer. Bunun yanında hamileliği engellemeyi mübah kılan durumlar da olabilir.

Çocuk, erkek ve kadının ortak hakkıdır. Eşlerden ikisinin de aynı anda rızası olmadan bir engelleme yapılamaz. Bu rıza da erkek ve kadının payı eşittir. En tabii engelleme ‘dışarı boşalma’ yöntemidir. Ashabı kiramdan Cabir bin Abdullah radıyallahu anh diyor ki:

‘Kur’an’ın indiği günlerde biz, dışarı boşalma yapardık. [34]  Bundan anlaşılıyor Azil için kesin bir hüküm konmamıştır.

Yine Câbir (ra) şöyle demiştir:

"Biz Resulullah (sav) devrinde, Kur'an inerken azil yapıyorduk. Eğer ondan bir şey yasak edilecek olsa bizi Kur'an nehyederdi." [35]

Müslim'in rivayetinde "Bu, Resulullah'ın kulağına vardı, fakat bizi ondan nehyetmedi" ilâvesi vardır.

Bu dışarı boşalma yönteminde de erkek ve kadının rızası olmalıdır. Erkeğin dışarı boşalma arzusu, kadının zevkini ve çocuk arzusunu engelleme düzeyinde olamaz. Boşalma anında meniyi dışarı atmak, kadının rızasıyla olursa mubah, ondan izinsiz yapılırsa mekruhtur.

“Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed, onayı alınmaksızın hür kadına azil yapılmasını (rahimin dışına boşanılmasını) yasakladı.” [36]

Şu da unutulmamalıdır, Allah yaratmayı takdir ettiyse buna hiçbir şey engel olamaz. Ayeti Kerimede Cenab-ı Zül Celal Hz.leri;

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğin ekız çocuklarını verir, dilediğine de erkek çocukları verir. Yahut onlara erkekli dişili çift verir. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi bilendir ve her şeye gücü yetendir.” [37]

Câbir (ra)'den şöyle dediği nakledilmiştir:

"Bizim cariyelerimiz vardı ve onlardan azil yapıyorduk. Yahudiler, işte küçük mev'ûde yani çocuğu diri diri toprağa gömme budur, dediler. Bunun üzerine mesele Resulullah (sav)'a soruldu:

"Yahudiler yalan söylemiş, eğer Allah onu yaratmak istese onu sen reddedemezdin." buyurdular. [38]

Câbir b. Abdullah (ra) anlatıyor.

Bir adam geldi de Allah’ın Resulüne şöyle deyiverdi:

Ya Resûlallah! Beraber yaşadığım bir câriyem var. Ona azil yapıyorum. Ne buyurursunuz?

‐ Azil yapman Allah’ın yaratılmasını dilediği canın vücûda gelmesini hiç şüphesiz engellemez.

Bu cevabı alan adam gitti ve bir süre sonra gelerek şöyle dedi:

‐ Ya Resûlallah! Size azil yaptığımı söylediğim câriye gebe kaldı.

Allah’ın Resûlü (daima gerçeği dile getirdiğini açıklamak için) şöyle buyurdu:

‐ Ben Allah’ın kuluyum ve O’nun elçisiyim.[39]

 d) Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‘...(Erkek) Yüzü ve arkası kıbleye doğru olduğu halde ilişkiye girmemelidir.[40]

§     Cinsi Münasebetin Zamanı

Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Ayın başında, ortasında ve sonunda cinsel ilişkiye girme, aksi takdirde çocuk düşüklüğüne neden olur ve dünyaya çocuk gelecek olsa deli ya da sara hastalığına tutulabilir...[41]

“ Kim Cuma günü cinsel temasta bulunup guslederse ve erkenden namaza çıkar da bir şeye binmeden yaya gider, imama yakın bir yerde oturur, dinlemeye çalışır, boş anlamsız söz ve davranışta bulunmazsa, attığı her adım karşılığında bir yılın oruç ve namaz ecri vardır. [42]

§     Hamilelik ve Hastalık Gibi Özel Durumlarda Cinsi Münasebet

Hamileliğin devamı süresince ilişkide bulunmak helâldir. Çünkü doğum öncesinde ilişkiyi yasaklayan açık bir ilahi buyruk yoktur.

Evlilik hukukunun gereği olduğu için eşlerin birbirlerinin cinsel arzularına saygı duymaları görevleridir. Özellikle kadın kocasının arzularına icabet etmesi farz görevdir.

“Kadınlarınızla ay hallerinde cinsel ilişkide bulunmayınız. Ancak cinsel ilişkiye girmeme koşuluyla dilediğiniz şekilde sevişebilirsiniz…” [43]

Bu konuda Abdullah Baba Hz.lerinin naklettiği olayı aktaralım inşallah;

Fiziksel ve zihinsel gelişiminde aksaklıkları olan bir çocuğu bana okutmaya getirdiler. Çocuğu hastanelere götürmüşler. Milyonları harcamışlar ancak bir çözüm bulamamışlar. En sonunda bu sıkıntılara dayanamayıp anne ile babası boşanmışlar. Çocuğun annesin yanında kardeşi, babası ve diğer akrabaları vardı. Çocuğu okudum ve kendilerine neler yapmaları gerektiğini anlattım. Sonra çocuğun annesine dönüp:

Allah (cc) bir hakkı için doğru söyle. Hayızlı iken kocan sana yaklaştı mı? Diye sordum.

Kadın da cevaben:

Eşim mühendisti. Fakat inancı yoktur. Sarhoştu ne hayız ne de nifaz dinlemedi, dedi.

Bende:

İşte çocuğunuz, bu sebepten dolayı anormal olmuş. Akraba evliliğinden değil.  Cenab-ı Allah bebeği oluşturan genlere öyle ilim vermiş ki, çocuğun her bir uzvunu, mesela sağ göz bebeğini, annesinden ve babasından gelen hücreler birbirlerine karışıp oluştururlar.   Anneden gelen hücreler ve meni hücreleri döne döne birbirlerini bulurlar. İşte genler meniyle beraber rahme geldiği zaman bu hayız kanı değerse çocukta anormallikler oluyor. Ya gözde, ya kulakta, ya vücutta ve yahut da vücudunun her tarafında anormallikler olur. Dedim.

Sevgili Peygamberimizin eşlerinden Ümm‐ü Seleme annemiz de şöyle buyuruyor:

“Adetli eşlerinden birini okşamak isterse onun altlık edinip örtünmesini emreder sonra okşardı.” [44]

Burada altlıktan kasıt kadının bel ile dizi arasını örten bir giysi ya da açılmayacak bir örtüdür.

Ay hali ve lohusalık dışında cinsel görevlerin ertelenmesini mazur gösterebilecek tek geçerli sebep ise hastalıktır. Ancak her hastalık ve her derece hastalık pek tabiîdir ki sebep gösterilemez. Peygamberimiz ’in, göz ağrısını ilişkiyi erteleyici bir sebep olarak değerlendirmesi, ölçü olarak alınabilir. [45]

§     Cinsi münasebet her iki cinsinde ihtiyacı ve her iki cinsinde hakkıdır.

 Allah Resulü kocasını bu konuda mahrum bırakan bir hanım sahabeyi uyardığı gibi hanımını mahrum bırakan bir erkek sahabeyi de uyarmıştır.

Ebu Saîd (ra) anlatıyor.

Bizler yanında bulunuyorken Allah’ın Resulüne bir kadın geldi ve şöylece şikâyette bulundu:

Yâ Resûlallah! Kocam Safvan b. Muattel namaz kıldığım zaman beni dövüyor. Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor…

Allah’ın Resulü huzurunda bulunan Safvan’a karısının şikâyetlerine ne diyeceğini sordu. Safvan da şöylece konuştu:

Karımın “namaz kıldığım zaman beni dövüyor” demesi doğrudur. Ancak bir namazda iki sûre okuyor, ben de onun böyle iki uzun sûre okumasını men ettim; ama söz geçiremedim.

Allah’ın Resulü, Safvan’ın bu açıklaması üzerine şöyle buyurdu:

‐ Evet bir sûre de olsa namaz kılan kişi için kâfi gelirdi. Safvan cevaplandırmaya devam ederek şöyle dedi:

“Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor” şeklindeki şikâyeti de gerçektir. Yâ Resûlallah! Karım nâfile oruçlara devam edip gidiyor. Ben ise genç bir adamım, (üstelik gece çalışıyorum, ) sabredemiyorum.

Safvan’ın bu sözleri üzerine Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:

Ramazan orucu dışında kadın ancak kocası ile anlaşarak oruç tutabilir. [46]

Hz. Âişe (ra) anlatıyor.

Osman b. Maz’ûn’un karısı Huveyle, güzel bir kadındı. Kocası için kınalanır, güzel kokular sürünür ve güzel de giyinirdi.

Bir gün dikkati çeken bir pejmürdelik içinde yanıma geldi. Allah’ın Resulü onu bu halde görünce, bana şöyle söylemekten kendini alamadı.

‐ Ya Âişe! Huveyle’nin üstü başı ne perişan bir halde böyle.

 İşin iç yüzünü bildiğim için ben de şöyle cevap verdim:

Ya Resulallah! Kocası kendisini ibadete verdiği ve karısıyla ilgilenmediği için o kocasız bir kadın gibidir. Bu sebeple üstüne başına bakmaz oldu. Kocası gibi o da gündüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyor.

Bunu öğrendikten sonra Allah’ın Resûlü Osman b. Maz’ûn’a haber saldı. Gelince de onu şöylece sorguya çekti:

Ya Osman! Benim sünnetime; öğretilerim ve yaşayışıma aykırı mı gidiyorsun?

‐ Asla Yâ Resûlallah! Allah’a yemin ederim ki, ancak ve ancak senin sünnetini izlemek istiyorum.

Ya Osman! Ben geceleri uyur ve de namaz kılarım. Bazı günler oruç tutarım. Bazı günlerde de tutmam. Kadınlarımla da cinsel ilişkiye girerim. Ya Osman! Allah’ın azabına uğramaktan kork. Şüphesiz eşinin üzerinde hakkı vardır. Misafirin, hatta bizzat kendi öz nefsinin bile senin üzerinde

hakkı vardır. Haklarını sâhiplerine verebilmen için gücünü koru. Bunun için de bazen oruç tut. bazen de tutma. Gecelerin bir kısmında da uyu…  [47]  

§  Eşler ilişkiden hemen sonra yıkanmalı mıdır?

Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:

“Cinsel organını yıka. Abdest al ve uyu.”[48]

“Biriniz eşi ile cinsî temasda bulunduğu zaman tekrarlamak isterse, (kendisi de karısı da cinsel organını yıkayıp) abdest alsın.” [49]

“Buna gerek var mıdır?” şeklinde sual yönelten bir sahâbîye Allah’ın Resûlü şöyle buyurmuştur:

Bu şekil daha temiz, daha sağlıklı ve daha hoşdur. [50]

Hz. Âişe (ra) validemiz,

“Allah’ın Resulü (sav) cünüp olduğu zaman eğer uyumak isterse (cinsel organını yıkar) abdest alır veya teyemmüm ederdi.” [51]

Gudayf ibnu'l- Haris şöyle anlatıyor:

"Hz. Âişe'ye:

"Resulullah (sav) cenabetten gecenin başında mı yıkanırdı, sonunda mı?" diye sordum.

Hz. Âişe (ra) şöyle cevapladı: "Bazen başında, bazen de sonunda yıkanırdı."  Ben:

 "Allahuekber! Bu konuda genişlik veren Allah'a hamd olsun." dedim."  [52]

Bu delillere göre, cünüp olan kimsenin uyumadan önce abdest alması daha uygundur. Bu arada şunu da unutmadan söylemek gerekir. Bu uyuma işi namaz vaktinin geçirilmemesi şartına bağlıdır.

§     Cünübün yemesi ve içmesi

 Cünüpken insanların yeme ve içmesinin nasıl olacağını yine Rasulullah (sav)'ın sünnetinden öğrenelim. Rasulullah (sav), cünüpken yemek ve içmek istediğinde ellerini yıkar ve sonra yer içerdi. [53]

"Peygamber (sav), cünüpken yemek yemek veya uyumak istediği zaman abdest alırdı." [54]

 Cünüp olan kimsenin yemek içmek için sadece ellerini yıkaması yeterlidir ancak abdest alması daha iyi olur.

§     Cinsi münasebet ile ilgili dinin koyduğu yasaklar

Yezîd kızı Esma (r. anha) bizzat şahit olduğu olayı şöyle anlatıyor.

Kıldırdığı bir namaz sonrasında Peygamberimiz çevresinde ayrı ayrı oturan erkekler ve kadınlara yerlerinden kalkmamalarını işaret etti. Suâli içeren bir üslûpla önce erkeklere sordu:

“Galiba içinizde kapısını kapatıp eşiyle ilişkiye girdikten sonra, karısı ile yaptıklarını açıklayan erkekler var?”

Sonra da kadınlara yönelerek sordu:

“Sizin içinizde de mi kocası ile yaptıklarını anlatan kadınlar var?”

Topluluktan bir cevap çıkmayınca şöyle dedim:

“Evet, var Ya Resûlallah! Allah’a yemin ederim ki erkekler de bu şekilde konuşuyorlar. Kadınlar da böyle laflar ediyorlar.”

 Benim bu açıklamam üzerine, Allah’ın Resûlü, ardından gerekçesini açıklayarak şu talimatı verdi:

“Cinsel hayatınızı açığa vururcasına konuşmayınız. Bu şekilde konuşan erkek ve kadın, erkeği dişisine rastlayan ve insanlar kendilerine bakıp dururken, erkeği dişisinin işini bitiren erkek ve dişi şeytan gibidir” [55]

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri Marifetname adlı kitabında ve bazı âdâb kitaplarında, cinsi münasebetin uygun olmadığı vakitlerden ve bu vakitlerin doğacak çocuklar üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir. Bunlar dinî bakımdan uyulması gereken bağlayıcı hükümlerden değildir. Fakat bahsedilen vakitlerin gözetilmesi zararlı olmaz, faydalı olur.

§     Tavsiye edilen vakitler:

Pazartesi, salı, perşembe, cuma geceleri ve gündüz öğleden önce,

§     Tavsiye edilmeyen vakitler:

•             Hafta içinde pazar gecesi ve çarşamba gecesi,

•             Kameri aylarının birinci, onbeşinci ve sonuncu geceleri,

•             Ramazan bayramı ve Kurban bayramı geceleri,

•             Berât gecesi, kandil geceleri,

•             Yola çıkılacak gece,

•             Gündüz öğleden sonra,

Bunlar da bir tavsiyedir. Şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadında şehvetle bakma tehlikesi varsa mekruh olmaz. Bilakis beraber olmak lazım olur. Güne, zamana bakılmaz.

§     Münasip görülmeyen hâller

•             Zevcenin rızası yoksa

•             Abdesti sıkışıksa,

•             Taharetsizken yapılan cima,

•             Ayakta yapılan cima,

•             Baldızını ya da başka mahremini düşünerek yapılan cima,

•             Fazla tok, hasta ve yorgun ise,  [56]

•             Çok soğuk veya çok sıcaksa,

Cenab-ı Muhammed Mustafa (sav) Efendimizden Hz. Ali´ye Evlilik Üzerine Nasihatler

Bu menakıb çoğu Müslümanın kendisinden bihaber olduğu ilimlerden bahsetmektedir, Özellikle yeni evlenen ve evli olanların bu hadisi şerifleri hıfz (ezber) etmeleri kendilerini birçok sıkıntıdan kurtarıp dünya ve ahiret saadetine nail olmalarına vesile olacaktır.

Hazreti Fâtıma-tüz-zehrâ (ra) ile Hazreti Ali’nin (ra) nikâhları kıyıldığında Allah Resulü ’nün Hz. Ali efendimize şöyle vasiyet ettikleri buyurulmuştur.

Hazreti Alî (ra) rivayet etmiştir.

 Resûlullah (sav) buyurdular ki:

·       Yâ Alî! Gelini ilk hafta, yoğurt yemekten, ayran içmekten, sirke ve ekşi yemekten men’ et! Ben;  “Yâ Resûlallah! Neden ötürü bu şeyleri vermemem gerekir” diye sordum.

Resulullah (sav) buyurdular ki:

-Şundan dolayı ki turşu, yoğurt ve ayran, rahîmde evlat olmasına mâni olur. Evde bir hasır olması, doğurmayan kadından iyidir.

Ben dedim ki; “Yâ Rasulullah! Sirkenin illeti nedir? “

Resulullah (sav) buyurdular ki:

-Sirke yiyen kadının hayzı zahmetli olur ve temizliği uzar. Eğer Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir evlâd verirse, doğumu zor olur. Ammâ ekşi elmâ yemek, hayz kanını keser. Onun ardından başka hastalık zuhûr eder.

Sonra Rasulullah (sav)   hazretleri buyurdular ki:

Ya Ali sana söyleyeceğim vakitlerde ve söyleyeceğim hallerde ehline(hanımına) yakınlaşma!

·      Yâ Alî, ayın evvelinde, ortasında ve sonunda ehline yakın olma ki, o hanımda ve o evlâdta cüzzam ve dîvânelik (delilik) ve pislik olmasından korkulur.

·      Yâ Alî! Ehline asr (ikindi) namazından sonra yakın olma. Eğer Allah-ü tebâreke ve teâlâ bir evlâd nasîb ederse ahvel (şaşı) olur ve şeytân şaşı evlâda sevinir.

·      Yâ Alî! Ehline yakınlık (cima) ettiğin vakit çok konuşma ki, eğer bir evlâd olursa, yiyici olur. Avret yerine bakma. Sohbet (cima) esnâsında gözünü yumma. Evlâda körlük getirir.

·      Yâ Alî! Kendi ehline bir başka kadının şehveti ile yakın olma ki, eğer bir evlâd olur ise muhannes (kadına benzeyen erkek) olur. Kadınlara benzemeye çalışır.

·      Yâ Alî! Cünüb olduğun zaman kat’i olarak Kur’ân-ı azîm-üş-şânı okumayasın ki, korkulur ki, gökten bir ateş inip, seni yakar. Cünüb hâlde (cima) etme. Senin bir su kabın, ehlinin bir su kabı olsun. Ayrı ayrı su kapları ile temizleniniz. Eğer bir su kabından ikiniz yıkansanız, şehvet şehvet üzerine düşer (tekrar cima ederseniz). Aranıza düşmanlık düşer. Korkulur ki, talâk ve iftirâka müncer olur.

·      Yâ Alî! İkiniz de ayakta iken (cima) etmeyiniz, eşekler böyle yapar. Eğer çocuk olur ise, döşeğe bevl (idrar) eder.

·      Yâ Alî! Ehlinle bayram geceleri buluşma! Eğer çocuk olur ise altıparmağı veya dört parmağı olur.

·      Yâ Alî! Ehlinle meyve ağacı altında buluşma ki, eğer çocuk olur ise kâtil olur, kan dökücü olur. Halka zulm eder.

·      Yâ Alî! Ay ışığında (Açık havada ay ışığının altında) ehline yakın olma. Meğer bir yerde örtünülmüş olasın. Eğer bir çocuk olursa, fakirlikten ömür boyu kurtulamaz.

·      Yâ Alî! Ezân ile ikâmet arasında ehline yakın olma ki, eğer bir çocuğunuz olur ise, kan dökmeğe hevesli olur.

·      Yâ Alî! Hanımın hâmile olduğu zaman abdestsiz ona yakın olma. Eğer çocuk olursa kör gönüllü ve bahîl (cimri) elli olur.

·   Yâ Alî! Şabanın ortasında, Berât gecesi ehline yakın olma, eğer aranızda bir çocuk olursa, derisinde, tüylerinde ve yüzünde kötü nişânlar olur.

·      Yâ Alî! Hanımına bacısının (baldızının) şehvetiyle yakınlık etme ki, eğer bir çocuk olursa, hırsız olur ve halkın felâketi onun eli ile olur.

·      Yâ Alî! Ehline etrafında duvar olmayan damda yakın olma ki, eğer aranızda bir çocuk olursa, münafık ve mürai, mübtedî’ (bid’at sahibi) ve kumarbaz olur.

 ·      Yâ Alî! Sefere çıkacağın gece ehline yakın olma ki, eğer bir çocuk olursa, malını harâm yerlere harc edici olur. Sonra meâl-i şerîfi "Malını saçıp dağıtanlar, şeytânın kardeşleridir" ayet-i kerimesini okudular.(İsrâ sûresi 27.ci âyet-i kerîmesi.)

·      Yâ Alî! Üç günlük seferden geldiğin gecesi ehline yakınlık etme. Bir çocuk olursa zâlim olur.

·      Yâ Alî! Pazartesi gecesi ehline yakınlık edersen, aranızda bir çocuk olursa, hâfız-ı Kur’an olur. Allah-ü tebâreke ve Teâlâ Hazretleri’nin kısmetine râzı olur.

·      Yâ Alî! Salı gecesi ehline yakınlık edersen, çocuk hâsıl olursa, mü’min olur ve iyi huylu olur. Rahîm gönüllü (yumuşak kalpli), cömert elli, yalandan, bühtândan ve gıybetten temizlenmiş dilli olur.

·      Yâ Alî! Perşembe gecesi ehline yakınlık et ki, eğer çocuk olur ise, hikmeti çok hakîm olur. Ve ilmi çok âlim olur ki, ilmi ile âmil olur. Perşembe günü öğleden evvel ehline yaklaşsan, eğer aranızda bir çocuk olursa, aslâ şeytân ona ölene kadar yaklaşamaz. Dünyâda ve ahirette selamette olur. Eğer Cuma gecesi ehline yakınlık edersen, bir çocuk olur ise, Kâri-i Kur’ân olur. Veyâ hatip olur. Veyâ Vâiz olur. Eğer Cuma günü hanımına yakınlık edersen, bir çocuk olursa, âlim olur. Dindârlığı ile ma’rûf ve meşhûr olur. Eğer Cuma gecesi îşâ (yatsı) namazından bir saat sonra ehline yakınlık edersen, eğer bir çocuk olursa, ebdallar (veliler) cümlesinden olur.

 ·      Yâ Alî! Ehline gecenin evvel sâatinde (başında) yakınlık etme ki, eğer bir çocuk olursa câdı ve kâhin olur. Dünyâyı ahiret üzerine tercîh eder.

 Yâ Alî! Benim vasiyetlerimi ezberle ki, Allah-ü Teâlâ’nın izni ile sana fâide versin. [57]

Bu konularla alakalı daha fazla ve hayret verici bilgiye sahip olmamıza rağmen fitneye mahal verebilme ihtimaline karşı bizde mahfuz olması daha doğru olacaktır.

·         Hamilelik döneminde hanımların dikkat etmesi gereken hususlar

Salih, sağlam karakterli, güzel ahlâklı ve dindar bir çocuğa sahip olmak isteyen bir kişi öncelikle evlenirken tercihini doğru yapmalıdır. Evlendiği insanın dindar ve güzel ahlâklı olmasına öncelik vermelidir.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Evladınızı kimin rahminde büyüteceğinize dikkat edin, çünkü ahlak nesilden nesile geçmektedir."

Evlilikten sonra ise hamilelikten çocuğun doğumuna kadar olan süre içinde alınması gereken bir kısım tedbirler vardır.

 Şimdi hamile bir kadının, hamilelik süresince dikkat etmesi gereken hususları kısaca arz edelim:

1.Hamile kalmadan önce anne ve baba hamilelik döneminde ise anne bütün haramlardan uzak durmalıdırlar. Özellikle de haram olan yiyecek ve içeceklerden, hatta en iyisi şüpheli olanlardan da sakınmaktır. Yani çocuk daha anne karnındayken helâl ve temiz rızıkla beslenmelidir. Çocuk anne karnında teşekkül etmeye başladığı ilk andan itibaren meşru yollardan gıdasını almalıdır. Bunun için de ebeveyn, kazançlarının helâlinden olması hususunda son derece hassas olacak, alışveriş yaptıkları yerleri iyi seçecek ve dinin haram kıldığı hiçbir maddenin evlerine girmesine fırsat tanımayacaklardır. Haram yiyecek çocuğun oluşumuna negatif etki bırakmaktadır

Aşağıda anlatacağımız menkıbe çoğumuzun malumudur ancak hatırlatmakta fayda telakki ediyoruz.

"İstanbul'un Vefa semtinin ismi kendisinden kalan za­manın manevi erlerinden Şeyh Vefa Hazretlerinin bir oğlu vardı. Bu çocuk, o zaman henüz İstanbul'a çeşmeler yapılmadığı için evlere hayvan sırtında su taşıyan sakaların kırbalarını delerdi. (Kırba, eti yenen hayvanın derisinden tabak­lanarak elde edilen tulum) Hazreti Fatih Devri meşayihlerinden olan Şeyh Vefa Hazretlerinin çocuğu bu kötü hareketini uzun zaman devam ettirdiği halde, sucular Şeyhin hatırına çocuğa bir şey demedikleri gibi, gelip durumu Hazreti Şeyhe bile anlatmaya cesaret edemezlerdi."

"Sakalardan (Sucu) bir tanesi artık dayanamayıp durumu çocuğun babasına açmaya karar verdi. Şeyhin huzuruna gele­rek:

"Ya Şeyh! Ne zamandan beri sizin çocuk bizim kırbalarımızı elindeki iğne ile delmekte ve akan suları ağzını dayayıp içmektedir. Biz bu zamana kadar bir şey söylemedik ama artık dayanılmaz oldu, siz bir tenbihte bulunsanız da çocuk bu halinden vazgeçse" dedi."

Oğlunun böyle çirkin bir iş yaptığını öğrenen Şeyh Vefa Hazretleri, çok üzüldü. Ne kadar kırbası delinen sucu varsa hepsini çağırıp zararlarını ödedi ve gönüllerini alarak "bir daha olmaz inşallah, suç çocukta değil, mutlaka bizdedir. Ya anası bir hata işledi yahut bende bir kabahat var" diyerek sucu­ları gönderdikten sonra, hanımını çağırıp meseleyi anlattı:

“Hanım kabahat ya sende ya bende… iyi düşün çocuğa hamile iken veya emzikli iken haram bir şey yedin mi?" diye sordu. Şeyhin hanımı gayr-i meşru hiçbir şeyi yemediğini yalnız, çocuğa hamile iken komşunun bahçesindeki nardan canı çektiğini ve iğne ile delerek bir damla emdiğini söyleyince Şeyh sevindi: "Elhamdülillah hastalık teşhis edildi" diyerek gidip komşudan helallik dilemesini ve ne isterse vermesini söyledi. Kadın gitti, evin kadınını buldu, durumu anlatıp hakkını helal etmesini rica etti. Narın sahibi: "Helalolsun komşu, bir damla nar suyunun ne kıymeti olur, keşke koparıp yeseydin" diyerek hakkını helal etti. Ve bu mesele hallolduktan sonra Hazreti Şeyh oğlunu çağırıp tenbih etmek lüzumunu bile hissetmedi. Hakikaten ondan sonra çocuk, değil elindeki iğne ile sucuların kırbasını delmek, dönüp onlara bakmıyordu bile. Sucular “keşke daha evvel durumu Şeyhe anlatsaydık baksanıza Şeyh Oğlunu terbiye etmiş" diyorlardı.

2.Anne diline hâkim olmalıdır, insanın en fazla işlediği günah dilledir, kesinlikle yalan konuşmamalı, dedikodu yapmamalı, iftira ve töhmet gibi günahlardan kaçınmalıdır.

Hanım kardeşlerimizden birisi Abdullah Baba Hz.lerine oğlunun çok yaramaz olduğundan yakınarak;

Efendim çocuğumdan çok bizarım beni çok üzüyor, hiç rahat durmuyor bir dua etseniz de düzelse, deyince               Efendi Hz.leri:

Kızım senin çocuğunu okumamıza gerek yok. Çocuğunun suçu yok, zira sen çocuğun olmadan önce, başka bir ailenin çocuğunu görüp; Aman canım! Benim böyle yaramaz çocuğum olsa evden içeri sokmazdım diye konuştun mu? diye sorar.

O kadın cevaben:

Evet, Efendim, çocuğum yokken bu şekilde konuşurdum, der. Efendi Hz.leri:

İşte kızım bir başkasını ayıplamandan dolayı başına bu hadise gelmiş. Peygamber (sav) Efendimizin hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi.    

“Bir kimse, bir mümin kardeşini işlediği kusurdan dolayı ayıplar ise, aynı hatayı işleyip de rüsva olmadan dünyadan çıkmaz.”             

 Şimdi sen evine git Allah-ü Teâlâ Hz.lerine dua ve niyazda bulunup tövbe et. İnşallah bu sıkıntını alır”. buyururlar.

Ve aradan bir müddet geçtikten sonra kadıncağız Efendi Hz.lerinin yanına gelerek, çocuğunun eski halinin değiştiğini belirtmiş ve memnuniyet ile oradan dua ederek ayrılmıştır.

3.Kalben ve ruhen Allah'a tam bir inancı olmalı, öncelikle usul-i dinini iyice öğrenip aklıyla kabul etmeli, fıkhi hükümleri eksiksiz yerine getirmeli namazında ve diğer ibadetlerinde hassas davranmalı ve ahlaki yönden kendisini geliştirip, maneviyatını güçlendirmelidir. Allah’ın emir ve yasaklarına karşı hassasiyet göstermelidir.

Abdullah Baba Hz.lerinin bizlere naklettiği ibretlik olayı sizlerle de paylaşmak isteriz;

Bir gün Kayseri’ye gittim. Orada bir ihvanımızın evinde sohbet ettikten sonra bir kardeşimiz bana gelerek:

Efendim, burada profesör doktor olan bir beyefendi sizinle mühim bir konu hakkında görüşmek istiyor, dedi.

İnşallah görüşelim evladım, dedim

Yanına gittiğimizde bize şöyle dedi;

Burada bir bayan öğretmen var. Bu kadının bir çocuğu dünyaya geldi. Çocuğun gözleri ve vücudu kıllı, arkasında da kuyruğu var. Çocuk tıpkı bir maymun şeklinde. Biz burada çok araştırmalar yaptık. Fakat bir neticeye varamadık, bunun hikmeti nedir? Kadın acaba bir maymun ile birleşti de bu çocuk, bu şekilde mi? dünyaya geldi. Bunun sebebi hikmeti nedir?

Bizde âcizane manen sorduk; “ Kadının kocası vefat etmiş. Bu kadın kocası razı olmadığı halde hamile iken sinemaya gidiyor ve orada bir maymun filmine bakıyor. Cenabı Allah’ta ibret olsun diye bu çocuğu maymun suretinde yaratmış” dedim.

Doktor hemen eline kalemi aldı ve rapor yazdı.

Devamında da bize dönerek;

Allah sizden razı olsun bu güne kadar çözülmemiş bir mevzuu çözdünüz. Demek ki; Bunun gibi şekli sureti değişik dünyaya gelen çocuklar akraba evliliğinden meydana gelmiyor. Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin emirlerine karşı gelmekten oluyor. Dedi

Çocuğun güzel veya çirkin oluşuna te'sîr eden âmillere genişçe yer veren ib-nu'l-Kayyîm'in bir kısım îzâhlarını burada kaydetmeyi uygun gördük: Der ki:

-Çocuğun çirkin veya güzel olmasının sebepleri meyânında şunu da zikredebiliriz: “Anne ve babanın ve bilhassa annenin gerek cinsî temas sırasında ve gerekse ceninin yaratılması zamanına kadar geçen müddet içerisinde gördüğü, müşahede ettiği, hatırından geçirdiği, muhabbet ve sevgi duyarak özlediği kimseleri fikrinden geçirmesidir. Tefekkür ve sevginin uzaması ceninin zihinde yer eden bu şahıslara benzemesine sebebiyet verir. Zira tabiat nakledicidir. İnsan tabiatının bu husustaki istîdâd ve kabulü herkesin bildiği bir keyfiyettir. (...)

Etibbâ [58] derler ki: «Hâmile kadının ayva ve elma üzerindeki idmanı, çocuğun yüzünün güzel olmasına, renginin saflaşmasına sebep olur.” Yine onlar, hamilenin çirkin suretleri, pis renkleri seyretmesini, tenhâ dar evlerde kalmasını hoş görmemişler, bütün bunların cenine te'sîr edeceğini söylemişlerdir. [59]

Kardeşlerimizden birinin üç kız evladı vardı. Bir gün evlatlarından yakınırken ilk iki kızı ile son kızının farklı olduğunu bununda sebebinin ilk ikisini dünyaya getirdiği dönemlerde Allah ile arasının pek olmadığını namazdan niyazdan bir haber olduğunu oysa üçüncü evladının hamileliği döneminde namaz zikir, Kuran ile meşgul olduğunu söylemişti. Hatta “Hocam o derviş oldu da bize de o vesile oldu”  diyerek islami terbiyenin anne karnında başladığının güzel bir örneğini bizlere vermişlerdir.

Hamile bir annenin, ruhî ve psikolojik durumu çocuğun gelişiminde önemli bir etkiye sahiptir. Konuyla ilgili şu tespitler oldukça çarpıcıdır: “Fransa’da birbirini teyit eden muhtelif araştırmalara göre asabî ruhî hastalıklar servisine düşen çocukların % 50’sinin alkolik ailelerden geldiği, keza çeşitli suçlardan mahkemelik olan çocukların babalarının % 50’sinin alkolik olduğu, bu ailelerden gelen çocuklarda % 34 nispetinde aile, okul ve içtimaî muhitlere uyum bozuklukları tespit edildiği ifade edilmektedir.

Ayrıca, şunu da belirtelim ki çocuğun, anne karnında iken yedinci aydan itibaren dış tesirlere karşı hassasiyet kazanıp, aksü’l-amellerde bulunduğuna ve mesela sese karşı hareketlerini artırdığına dair klinik çalışmalara dayanılarak “cenin devrinde öğrenme” den bahsedilmektedir.” [60]



[1] Kalem Suresi, 4.

[2] Rum Suresi 21

[3] Müsned 6/377, M. Zevâid 2//268

[4] Keşfül‐Hafa Hn. 3154, İ. Kesir

[5] Hadid 27

[6] Müslim Zekât 53, M. Mesâbih Hn. 1898, Müsned 5/167‐8.

[7] M.K.Ummal 6/389.

[8] (Tevbe, 108)

[9] el‐Camiüs‐Sağir 1/33.

[10] Ebû Davûd Tereccül Babün Fî İslâhış‐Sa’ri

[11] Buhârî Nikâh 121 (6/161) M. Mesâbih Hn. 3088

[12] el‐Camiüs‐Sağîr 1/48

[13] Tirmizî. Redâ 13

[14] M. Mesâbîh Hn. 4440.

[15] M. Zevaid 4/281 el Metalibül Aliyatü 2/26-7

[16] Tirmizi

[17] Bezzar 2/181, İbni Mace 1853, Albânî Sahihu’l-Cami 547

[18] Buhari c6 s 1507

[19] el‐Camiüs‐Sağîr Küllü emrin… (2/92)

[20] Levâmiül‐Ukûl 4/627

[21] İ. Mâce Ter. ve Şerhi 5/360, S. Müslim Ter. ve Şerhi 7/319.

[22] Bakara Suresi 223

[23] Cefa: kişiye pek ağır gelen, sevgiyi gideren üzücü davranışlar

[24] Feyzül‐Kadîr Hn. 6536 (5/90)

[25] Levâmiül‐Ukûl 4/627

[26] Feyzül‐Kadîr V/90

[27] Tirmizî Tefsîril‐Kur’ân Hn. 2984

[28] Muhtasar İ. Kesîr Bakara 233. Ayrıca bak. el‐Lü’lüü vel‐Mercan K. Nikâh B. 16.

[29] Buhârî‐Müslim’den Feyzül‐Kadir 1/325, (Hn. 548‐9) M. Zevâid 4/295.

[30] Taberanî M. K. Ummal 6/414, 4/293.

[31] M. Kenzül Ummal 6/414

[32] Feyzü’l‐Kadîr 1/326.

[33] Feyzül‐Kadîr Hn. 552

[34] Buharî, Nikâh, 99

[35] Buhârî, Kader, 4

[36] İ. Mâce Nikâh 30

[37] Şûrâ Suresi 49‐50:

[38] Ebû Dâvûd, Nikâh, 48; Nesaî, Nikâh, 55; Ahmed b. Hanbel, III/22, 49, 51

[39] 12 Müslim Nikâh Bab‐u Hükmi’l‐Azili, et‐Tac 2/310

[40] Hilyetü’l Muttakin

[41] Hilyetü’l Muttakin

[42] Ebu Davud, Nesai

[43] İ. Kesir Bakara 222

[44] Ebu Dâvûd Nikâh 46

[45] Zâdül‐Meâd Faslün Fî Hedyihi Fî ‘İlacir‐Remed

[46] Ebû Davûd’dan M. Mesâbih Hn. 3269. Hadîs özetlenmiştir.

[47] M. Zevâid 4/301.Benzeri bir hadîs için bak.Küleynî, Fürrûü’l‐Kâfî Nikâh

[48] Nesâi 1/75, Buharî Ğüsl 27

[49] el‐Camiüs‐Sağir 1/15.

[50] Ebû Davûd Tahâret 86 (Hn. 219)

[51] Levâmiul‐Ukûl 5/437‐8.

[52] Buhârî, Gusl 25, 27; Müslim, Hayz 21; Ebu Dâvud, Tah3aret 88, 90, Salât 343; Tirmizî, Taharet 87; Nesâî, Taharet 163, 164,165, Gusl 4, 5; Muvatta, Taharet 77

[53] Nesâî, Taharet 163-166

[54] Nesâî, Taharet 163

[55]M. Zevâid 4/294, Ebû Davûd Nikâh 49. (Rivâyetler birleştirilmiştir.) Bu gibi çirkin eylemleri, “…Çirkinlilere yaklaşmayınız…” anlamındaki âyet çizgisinde haram bir eylem olarak niteleyebiliriz. Bak. En’âm 151.

[56] Semerkandî'de: “ Temas tok karına olur da kadın hâmile kalırsa çocuk, ağır ruhlu, ağırcanlı olur; karnı dolu değilse, çocuk, hafîf ruhlu, hafif canlı olur» kaydedilmektedir.

[57] Dört Büyük Halife kitabı, 10. menkibe, Sayfa 253

[58] Doktorlar, hekimler

[59] İbnul Kayyım, Tuhfe, s.170-171

[60] İbrahim Canan, Hz. Peygamber’in (sav) Sünnetinde Terbiye, s. 97-98.




Okunma Sayısı :4967

Yorumlar
LEVENT AKSAKALLI

Allah razı olsun sizlerin sayesinde çok önemli olan konuları öğreniyoruz teşekkür ederim

Bir Yorum Yazın
Adı Soyadı *
E-Posta *
Yorum *