Sürekli aynı imtihanı yaşıyorum. İmtihanlarımızı geçebilmek için neler yapmamız gerekiyor?
Tarih:18.01.2026
Okunma Sayısı:1217
Rabbime dost olmak istiyorum. Elimden geleni yapıyorum. Ancak bazen nefsim o kadar basit olan durumlara düşmeme sebep oluyor ki bu yüzden kafama birçok şeyi takıyorum. Sürekli aynı imtihanı yaşıyorum. İmtihanlarımızı geçebilmek için neler yapmamız gerekiyor?

Rabbimize yakınlık yolunda karşılaştığınız bu tekrar eden imtihanlar ve nefsin zaman zaman ayağınızı kaydırması, seyri sülûk ehlinin çoğunda görülen bir hâl olarak kabul edilir. Bu hâlin asıl sebebi, aynı imtihanın sürekli dönüp gelmesiyle birlikte kulun yol alamamasıdır. Bunun da öncelikli nedeni Allah dostlarına gönülden muhabbet, sevgi eksikliği”dir. Zira muhabbet kuvvet buldukça nefis zayıflar; muhabbet zayıfladıkça nefis galip gelir.

Büyük üstatlarımızdan Hacı Ali Haydar Efendi Hz.leri, kırk yıl uğraşıp hâlâ aynı noktada sayan bir dervişe bu hâlin sırrını şöyle ifade etmiştir:

İnsanlar bizim yolumuza gelip ders alıyorlar; otuz yıl, kırk yıl mücadele ediyorlar fakat bir arpa boyu yol alamıyorlar.

Sohbet esnasında bir derviş kendi kendine, “Kırk yıldır dergâha gelip gidersin; nefsinle mücadele edersin ama hâlâ Allah’ demenin şuuruna varamadın.” der.

Bunun üzerine Hacı Ali Haydar Efendi Hazretleri dervişe hitaben şöyle buyurur:

“Evladım, bu hastalığın sırrını söyleyeyim mi sana?”

Derviş edeple, “Buyurun efendim, neden acaba?” diye sorunca, Hacı Ali Haydar Efendi Hazretleri şu hakikati ifade eder:

“Beni sevmediğin için… Eğer Allah’ın dostlarını tam bir muhabbetle sevseydin, bu hâle düşmezdin. O sevgi seni yakar, eritir ve kısa zamanda maksadına ulaştırırdı. Bu yolun motoru muhabbettir.”

Allah dostlarını seveceğiz.

Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’de buyurduğu bir hitap var ki bu yolun bütün esrarını içinde barındırır:

يَا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

Yâ eyyühelleżîne âmenûttegûllâhe ve kûnû me’assâdikgîn(e)

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sadıklarla beraber olun.”[1]

Bu âyet, mürşid-i kâmillerle beraber bulunmanın, Allah dostlarını sevmenin ve onların yolunda bulunmanın önemine işaret eder. Âyette geçen:

وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“vekûnû me’assâdigîn(e)”

“Sadıklarla beraber olun.”  sadece bir dergâha gitmek, bir derse katılmak, bir virdi çekmek değildir.

Bu, hâl beraberliğidir.

Bu, yol beraberliğidir.

Bu, niyet, edep ve ahlâk beraberliğidir. Çünkü bir mürşidin yanına gidip gelmek yetmez; o hâli gönle taşımak gerekir.

Bazı dervişler vardır. Fizikî olarak çok yakındır fakat gönül olarak uzaktır.

Bazıları da gönül bağını öyle kurar ki arada mesafe olsa bile sanki yanındadır.        

Sevmek hem maddeten hem mânen onlarla beraber olmaktır. Onu nefsinden daha çok sevmektir. Bu sevginin anahtarı ise marifettir, yani tanımak ve bilmektir.

İmam Gazali Hz.leri:

"Sevgi, marifetin (bilginin/tanımanın) meyvesidir" der. [2]

Sevgi tanımadan, bilmeden doğmaz. Tanımak ne kadar derin olursa, sevgi de o kadar güçlü olur. Kuru kuruya “Efendim, sizi çok seviyorum” demek sevmek anlamına gelmez. Hakikî sevgi, tanımayı, bilhassa da onun ahlâkıyla ahlâklanmayı gerektirir. Zira mürşidini gerçekten tanıyan onun edebini giyinir, ahlâkını hâl edinir, hâlini hâline geçirir.

Allah dostlarına muhabbet, kulun gönlünü Allah’a çeviren en güçlü vesiledir.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin, Görenlerin şeyhiyim, görmeyenlerin hiçbir şeyiyim.” sözünün zahirde veya rüyada görmekle sınırlı bir anlam taşıdığını zannetmemek gerekir. Burada ‘görmek’ kelimesi; bilmek, tanımak, anlamak ve şuur etmektir. Zira herkes zahiren bakar ama herkes hakikatte görmez.

Peygamber Efendimiz (sav)’i de ebu cehil gördü. Ancak gören başka, bakan başkadır.

Zahir göze bakış düşer fakat hakikat gözüne marifet düşer.

Bakan yalnız sureti seyreder, gören ise manayı idrak eder.

Abdullah Baba Hazretlerinin sözündeki işaret şudur:

Kişi, mürşidini ancak marifet gözüyle gördüğünde yani onun hâlini, ahlâkını ve sırlarını idrak ettiğinde gerçek manada görmüş olur.

Aksi halde sadece bedene, kıyafete, zahire bakar; hakikatten nasiplenemez.

Tasavvuf yolunda “görmek” kalbin açılması, idrak kapısının açılması ve gönlün manevî hakikate yönelmesidir. Bu sebeple hakikî görmek; tanımak, bilmek ve gönülle bağ kurmak demektir.

Görenedir görene, köre nedir köre ne?

Gören kişi, hakikati kalp gözüyle kavrayan, manayı idrak eden, ilâhî işaretleri okuyan kimsedir.

Kör olan kişi, fizikî gözleri görse bile marifet gözleri kapalı olan; hakikati, hikmeti ve işaretleri okuyamayan kimsedir.

Burada körlük, fizikî körlük değil, kalbin körlüğüdür. Kur’ân’ın tabiriyle:

“Gözler kör olmaz lâkin göğüslerdeki kalpler kör olur.”[3]

Hakikat güneş gibidir; herkesi aydınlatır. Fakat kişi güneşe gözünü kapatırsa, güneş ona hiçbir şey veremez. Mürşid-i kâmilin varlığı herkese eşittir; fakat istifade edebilmek eşit değildir. Bir derviş, mürşidinin sözünden sırlar alır; bir başkası aynı sözü işitip hiçbir şey anlamaz.

Bir aynaya güneş vurur, ayna temizse ışığı yansıtır. Ayna kirliyse güneş aynı güneştir fakat ışık yansımaz. Güneş değişmez, aynanın temizliği değişir.

 

 

 

Konuyla İlgili Benzer Sorular:

İbadetlerimde bazen gayretli bazen gevşek oluyorum. Bu dalgalanmaların sebebi nedir, tamamen kurtulmak için ne yapmalıyım?

Nefse Yenik Düşmemek İçin Neler Yapılabilir?

 

 

 

[1] Tövbe Suresi , 9/119

[2] İhya-u Ulumid-din 4. Cilt, "Muhabbet" bölümü.

[3] Hac Suresi 46

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.