Taziye Evinde Kuran Okunur Mu?
Tarih:8.02.2026
Okunma Sayısı:307
Bazı kimseler taziye evinde Kur’ân-ı Kerîm okunmasının bid‘at olduğunu, dinimizde böyle bir uygulamanın bulunmadığını söylüyorlar. Bu konu hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Taziye evlerinde Kur’ân-ı Kerîm okunması; İslâmî gelenekte, özellikle de tasavvufî terbiye silsilelerinde, asırlardır yaşatılan köklü bir gelenektir. Bu uygulamanın gayesi; irtihal eden mü’minin ruhuna ilâhî rahmet niyaz etmek, geride kalan gönülleri ise Kur’ân’ın nûru ile teselli etmektir.

Fıkhî açıdan bakıldığında:

Hanefî mezhebinde, cenaze yıkanmadan önce bulunduğu odada Kur’an okumak mekruhtur. Ancak başka odada veya yıkandıktan sonra sakınca yoktur. Defin sonrası kabir başında okumak müstehaptır.[1]

Şâfiî Mezhebine göre, definden önce Kur’ân okunması mekruhtur.[2] Şâfiî ve Hanbelîlerde, sevabını ölünün ruhuna niyet ederek okumak caizdir ve fayda ulaşır görüşü hâkimdir.

Yine Mâlikî Mezhebi imamlarına göre, Kur'an okuyup zikir yapmakta ve bunların sevabını ölüye bağışlamakta bir sakınca yoktur. Ölü için de Allah'ın izniyle sevap hâsıl olur.[3]

Rasulullah Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) şöyle buyurmuştur:

“Ölünüzün yanında Bakara suresini okuyunuz.” [4]

"Ölülerinize Yâsîn suresini okuyunuz."[5]

Bu hadisler, Kur’an okumanın faziletini ve ölüye bağışlanmasının sevap olduğunu gösterir.

Bu bakımdan, taziye evinde Kur’ân-ı Kerîm okumanın kendisi bid‘at değildir. Ancak uygulama şekli ve niyeti önemlidir. İslam’ın temel kaynaklarına uygun, samimi ve Allah rızası için yapılan okumalar, sevap olarak değerlendirilir.

Tasavvuf büyükleri de bu hassasiyete dikkat çekmişlerdir. Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hazretleri, taziye ve kabir ziyaretlerinde Kur’ân okunmasına ve zikir yapılmasına büyük önem vermiştir.

Evliyanın büyüklerinden Mevlana Hazretlerine mürebbilik etmiş olan, Şeyh Sadreddîn Konevî Hazretlerine; “Mevlana Hazretlerinin kabri başında zikir yapılıyor” diye şikâyet edenler olunca,  Konya’nın ileri gelen büyüklerinin bulunduğu bir mecliste şöyle buyurur:

“Benim sözümü kabul edersen, dervişlerin sözlerine itimadın varsa, Mevlâna Hazretlerinin şan ve şerefi hakkındaki itikadın da sağlamsa, Allah hakkı için bu hususta, hiçbir şekilde müdahalede bulunma! Bir şey söyleme! Garazkârların sözlerine uyup itiraz etme! Çünkü bu, velilerden bir nevi yüz çevirmedir.

Allah velilerinin bu çeşit bidatleri, yüce peygamberlerin sünneti mesabesindedir. Onların hikmetlerini veliler bilirler. Kadir olan Allah’ın işareti olmadan onlardan bir şey sâdır olmaz. Nitekim velilerin olgunlarından sâdır olan bidat-i hasene, parlak sünnet gibidir, denilmiştir.[6]

Mevlana Hz.leri Mürşidi kâmil olan bir zattır. Mürşidi kâmil zatlar Allah Resulünün yaptığından, söylediğinden gayrısında bir iş yapmazlar, söylemezler. Zira Peygamber Efendimiz (sav)

"Ümmetimin âlimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir."[7]

İşte Aşk Eri Mevlana’mız yedi yüz otuz dört yıl önce:

“Mezarımı ziyarete gelirsen, üstümdeki toprak yığınının raks ettiğini görürsün. Kardeş mezarıma defsiz gelme! Çünkü “Allah meclisinde gamla oturmak yaraşmaz.”[8] beytini şerh edecek olursak “Bizim kabrimize gelince gamlı durma Allah’ı zikret ki mezarımızın aşka geldiğini görürsün” buyurarak kabir başında Kur’an okumanın ve zikrullahın önemini vurguluyor.

Sözün özü birçok evliyaullah, kabir başında ve taziye hanelerinde yapılan zikir ve Kur’ân tilavetini takdir etmiş, bunu rahmete vesile ameller arasında saymıştır.

Netice olarak; taziye evlerinde Kur’ân-ı Kerîm okunması, hem vefat edenin ruhuna sevap bağışlamak, hem de matem içindeki kalpleri Allah’ın zikriyle sükûnete erdirmek açısından faziletli bir ameldir. Buna bid‘at demek, meselenin ruhunu ve ümmetin asırlık manevî tecrübesini görmezden gelen dar bir yaklaşımdır. Kur’ân okunan yere rahmet iner, kalpler yumuşar, hüzün ibadete dönüşür.

Konuyla İlgili Benzer Sorular:

Sekerat halindeki bir kişinin yanında neler yapılmalı? Derviş değilse Abdullah Baba’dan himmet isteyebilir mi?

Ölüm nedir?

Türbe yada kabrin başında zikir yapmak bidat mıdır?

Kabir azabı var mıdır?



[1] el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/157; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/193-194

[2] Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 2/438

[3] Vehbe Zühaylî, İslam Fıkhı Ansiklopedisi,3/98-100

[4] İbn-i Mace, Cenâiz, 4

[5] Ebû Dâvûd, Cenâiz, 20; İbn Mâce, Cenâiz, 4

[6] Mevlana Güldestesi 6. syf 116

[7] Razi, Tefsir, VIII/302; Neysaburi, Tefsir: I/264; Keşfu’l-Hafa: II/64

[8] Mevlana Güldestesi 6 syf 116

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.