Abdullah Baba Hazretleri vahdet-i vücut ehli midir yoksa vahdet-i şuhûd ehli midir? Bu iki anlayış arasındaki fark nedir?
Abdullah Baba Hazretleri ne klasik anlamda vahdet-i vücutçu, ne de vahdet-i şuhûtçu olarak tarif edilir. O, bu iki mertebenin de ötesinde, “Seyr-i Anillah” makamında bulunan bir mürşid-i kâmildir.
Bu sebeple, Abdullah Baba Hazretlerinin irşadında vahdet-i vücut veya vahdet-i şuhûd tartışmaları merkezî bir yer tutmaz. Zira bu bahisler, daha çok Allah-ü Teâlâ Zülcelâl Hazretlerinde mest olmuş fenâ makamında kalan “Kümmeleyn Evliya”ya ait hâllerin tarifleridir.
Tasavvufta seyr-i sülûk dört ana mertebede ele alınır:
* Seyr-i İlâllah: Kulun nefisten Hakk’a doğru yolculuğu, Allah’a vuslat.[1] Seyri sülûkta Allah-ü Teâlâ Zülcelal Hazretlerine vasıl olmaktır.
* Seyr-i Maallah: Allah’tan gayrı bir varlığın hakikatte olmadığına kanaat.[2]
* Seyr-i Fillah: Kulun, Allah’ın esmâ ve sıfat tecellileriyle tamamen kuşanması.[3]
* Seyr-i Anillah: Allah’tan tekrar halka dönüş.
İşte bu mertebe, peygamberlerin ve onların varisi olan mürşid-i kâmillerin makamıdır. Kul, Hakk ile bâkî olduğu hâlde halkın içine döner; irşad eder, terbiye eder, yol gösterir.[4]
O mertebeye ulaşan zat mürşid-i kâmil olur. Diğerleri ise kümmeleyn evliya grubundadır.
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hazretleri, tasavvufta seyr-i sülûkun dört ana mertebesinin en nihâi ve en olgunu olan “Seyr-i Anillah” makamında bulunan bir mürşidi kâmildir.
Seyr-i anillah; Allah’tan tekrar halka dönmek, Hakk ile beraberken halkın içinde bulunmak ve insanları irşad etmektir. İşte bu makam, mürşid-i kâmil makamıdır.
Abdullah Baba Hazretlerinin hayatı bu hakikatin canlı bir tezahürüdür. Şehir şehir, ülke ülke dolaşarak insanları irşad için durmadan çalışması;
“Davamız irşattır. Davamız insanlara iyi ahlakı, İslam’ı, edebi, terbiyeyi ve sahih imanı öğretmek ve yaşatmaktır.”
sözüyle ifade ettiği anlayış, seyr-i anillah makamının pratik hayatta somutlaşmış hâlidir.
Bu durum, onun mânevî yolculuğunu tamamladıktan sonra “Fenâfillah” (Allah’ta yok olma) hâlini aşarak “Bekâbillah” (Allah ile bâkî olma) mertebesiyle donanıp yeniden hizmete döndüğünün açık bir işaretidir.
Bu sebeple Abdullah Baba Hazretleri, “Vahdet-i Vücut[5] veya Vahdet-i Şuhûd[6]” gibi daha çok belirli idrak mertebelerinde konuşulan teorik ve felsefî tartışmaların içine girmezdi. Çünkü onun bulunduğu makam, bu hakikatleri yaşamakla kalmayıp, onları anlatabilmek ve yaşatabilmek üzerine kuruluydu.
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hazretleri, talebelerini bu tür nazarî tartışmalara sevk etmek yerine; doğrudan edep, hizmet, ahlak ve aşk yoluna yönlendirirdi. Ona göre bu mânevî hâller sözle anlatılarak değil, yaşanarak ve hizmetle kemale erdirilerek elde edilirdi.
Mürşid-i Kamil ve Kümmeleyn Evliya Farkı
Mürşid-i Kamil: O denize dalmış, orayı bilmiş ve tatmış. Allah’ın izni ve lütfuyla o halden “geri dönmüş” (Seyr-i Anillah) zatlardır. Görevleri, edindikleri ilmi, aşkı ve irfanı anlayabilecek gönüllere aktarmak ve onlara da bu manevi yolculukta rehberlik etmektir.
Yani fenâyı tamamlamış, bekāya ermiş ve halka dönmüştür. İrşad, terbiyecilik ve rehberlik vazifesi bu makamda zuhur eder.
Kümmeleyn Evliya: Fenâ makamında derinleşmiş, vahdet tecellilerinde mest olmuş, orada kalmış, idrak ve zevk mertebesinde yücelmiş büyük velilerdir.[7] İbnü’l Arabî ve Sadreddin Konevî Hazretleri örnek olarak verilebilir.
[1] Kuşeyrî, Risâle
[2] Hucvîrî, Keşfü’l-Mahcûb
[3] Abdülkerim el-Cîlî, İnsan-ı Kâmil
[4] Abdullah Baba sohbetleri, Halka dönüş ve irşad bahisleri, abdullahbaba.com
[5] Varlık Birliği
[6] Görünenlerin Birliği
[7] Sadreddin Konevî, Miftâhu’l-Gayb