Feyz nedir?
Tarih:1.08.2026 08:52:25
Okunma Sayısı:330
Feyz nedir? Geldiği zaman insanda ne gibi değişiklikler olur? Bilgi verebilir misiniz?

Feyiz (feyz) ve feyezân kelimeleri (çoğulu füyûz, füyûzât) sözlükte “fazla suyun yatağından taşması, bir haberin şâyi olması, bir sırrın ifşa edilmesi” gibi anlamlara gelir. [1] Feyiz kelimesi mecazi olarak “bağış ve lutufkârlık” mânasında kullanılmıştır. Bu kökten türeyen fiiller “akmak, taşmak, dalmak” anlamında Kur’an ve hadislerde de geçmektedir.[2]

Tasavvufta feyz, kulun kendi çabası olmadan Allah tarafından kalbe doğrudan indirilen manevi nur, ilham, huzur ve güç olarak tanımlanır.

Feyiz, bir kişinin Allah-ü Teâlâ’ya yönelmesi neticesinde veya Onu çağrıştıran bir mürşide, Peygamber Efendimize (sav) karşı duyduğu derin iştiyak sonucunda Arş-ı Rahman’dan direkt aşağıya doğru inen ilahi rahmettir.

Bu rahmet, Rasulullah (sav) Efendimizin mübarek sadrından gelerek kulun kalbinde muhabbetullah ve manevi bir şevk hasıl eder. Feyiz genel bir mekana yayıldığında buna "sekinet" , “Andolsun ki Allah, mü''minler ağacın altında Sana biat ederlerken onlardan razı oldu. Kalplerindekini bildi ve onlara sekînet (huzur ve güven) indirdi.” [3] kişiye özel geldiğinde ise "feyiz" denir.

Feyiz geldiği zaman vücutta ve ruhta şu haller meydana gelir:

Cezbe Hali: Feyiz bazen o kadar yüksek bir noktaya ulaşır ki vücut bunu tartamaz. Bu durumda kişi adeta bir "patlama" gibi bilincini o anlık kaybederek cezbe haline girer.

Vecd hali ile cezbe karıştırılmamalıdır. Vecd hali; kasıt ve zorlama olmadan zikir ve ibadetler sonucunda Allah’ın bir ihsanı şeklinde salike gelen ve onu kendinden geçiren manevi çarpıntı” (müsâdefe) demektir.

İmam Kuşeyri; vecd hâlleri, evradın, belli zamanlarda belli sayıda yapılan ibadet ve zikirlerin meyveleridir. Bir kimse virdini ve vazifesini fazlalaştırdıkça, Allah onun hakkında lütfunu ziyadeleştirir.[4]  buyurmuştur.

Vecd ile cezbe birbirine yakın anlamlıdır. Vecd de kulun gayretinin de payı vardır. Cezbe ise vecde göre daha güçlü ve tamamen Allah vergisidir. Vecd de yöneliş vardır. Cezbe ise anında yıldırım gibi bir anda ortaya çıkan manevi bir durumdur. Bu haller gelip geçicidir. Asıl olan istikamettir.

Cennet Mekan Abdullah Baba (ks) Hz.leri;

"Cezbe; kulun kendi gayretiyle meydana getirdiği bir hâl değildir. Cezbe, Allah-ü Teâlâ'nın kuluna bir lütfudur. Cenâb-ı Hakk'ın kulunu kendisine çekmesidir.

İnsan zikir yapar, ibadet eder, kulluğunu yapar. Ama cezbe, kulun “Ben cezbe hâline gireyim.” demesiyle olmaz. O, Allah'ın bir ihsanıdır.

Gerçek cezbe hâlinde kulun gönlündeki perdeler kalkar. Kul, Allah'ın zikri ve muhabbeti içerisinde öyle bir hâle gelir ki Allah-ü Teâlâ'nın dışında kalan şeylerden sıyrılır. Hatta bir müddet kendi nefsini, kendi varlığını, kendi hâlini dahi düşünemez hâle gelir.

Onun için cezbe, sadece bağırmak değildir. Cezbe, kendini yere atmak değildir. Cezbe, titremek değildir. Her ağlayan, her bağıran, her titreyen insan “cezbe hâlindedir” diye düşünülmez.

Bakın, bazı insanlar zikir meclisinde “Bana baksınlar, bu adam Allah'ı ne kadar seviyor desinler.” diye kendisini yere atar, bağırır, çağırır. Bu başka bir şeydir. Eğer kişi bunu insanların görmesi, kendisini farklı göstermesi için yapıyorsa burada nefsin ve riyanın payı vardır.

Gerçek cezbe öyle bir hâldir ki, kişi o anda dış dünyadan habersizdir. Etrafında ne olup bittiğinin farkına değildir. Çünkü gönlü başka bir âleme yönelmiştir.

Bir insanın gerçekten kendinden geçip geçmediğini anlamak için hafifçe iğne batırın bakalım, tepki veriyor mu? Eğer iğne batırıldığında hemen tepki veriyorsa, demek ki o kişi cezbe hâlinde değildir. Çünkü hakiki cezbe hâlinde insan, o anda dışarıdan gelen şeylerin farkına varmayacak derecede kendinden geçmiş olur, hissetmez. Kolunu koparsalar fark etmez." buyurmuşlardır.

Cezbe aranmaz, cezbe istenmez, cezbe gösterilmez.

Kul kulluğunu yapar. Zikrini yapar. Edebini muhafaza eder. Allah-ü Teâlâ dilerse ona cezbe verir.

Gerçek cezbenin neticesinde insanın nefsinde bir büyüklük meydana gelmez. Tam tersine, kul kendisini daha da fakir, daha da aciz, daha da muhtaç görür.

“Ben cezbedeyim, ben şöyle hâl yaşadım, ben böyle bir makamdayım.” diyen insanın hâline dikkat etmek gerekir. Çünkü Allah yolunda esas olan hâl göstermek değil, hâlin neticesinde kulluğun güzelleşmesidir.

Onun için, zikir meclisinde kendisini göstermek için hareket edenle, Allah'ın muhabbetinden dolayı kendinden geçen insanı birbirinden ayırmak gerekir.

Vücut Harareti ve Zikir: Kişi vücudunda bir hararetlenme hissedilebilir. Ayrıca vücuttaki her zerrenin, her hücrenin Allah’ı zikretmeye başladığı, dervişin ten kulağı ile bu sesleri işitebileceği bir hal oluşur.

Manevi Şarj: Feyiz, insanın maneviyatı için bir enerji kaynağı gibidir. Tıpkı bir akünün şarj edilmesi gibi derviş, mürşidinden aldığı feyizle manen şarj olur, Allah ve Resulünü sevmek için gereken gücü bulur.

Sekinet ve Huzur: Gönül dünyasını bir iç huzur (sekinet) kaplar; kişi dünyalık dertleri, sıkıntıları ve ailesini dahi unutarak tam bir sükunete erer.

Karakter Değişimi: Feyiz, dervişin nefsinin çirkin vasıflarını güzel vasıflara çevirmesine yardımcı olur. Kişi, Allah’ın ve Peygamberin ahlakıyla ahlaklanmaya başlar.

Gönül Gözünün Açılması: Kalp aynası temizlenir, kişinin rüyaları sahihleşmeye başlar ve kalbine ilahi ilhamlar gelmeye başlar.

Bağlılık ve Edep: Feyiz arttıkça mürşide ve Rasulullah (sav) Efendimize duyulan sevgi ve bağlılık hissi kuvvetlenir, bu da dervişin her an edep ve ihsan üzere yaşamasına vesile olur.

 

[1] Kāmus Tercümesi, II, 1290

[2] TDV İslam Ansiklopedisi

[3] Fetih Suresi, 18

[4] Kuşeyrî, er-Risâle, s. 62.

 

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.