40 yaşından önce, hatta genç yaşta Allah dostu olmak ve manevî makamlar kazanmak mümkün müdür? Genç yaşta derviş olunabilir mi?
Tarih:20.09.2026
Okunma Sayısı:99
40 yaşından önce, hatta 20’li yaşlarda Allah dostu olmak ve günahlardan uzak durmak mümkün müdür? Bir insanın manevî makamlar kazanması ve ilerlemesi için mutlaka olgunluk yaşı kabul edilen 40 yaşına ulaşması mı gerekir? Genç yaşta derviş olunabilir mi?

40 yaşından önce veya 20’li yaşlarda Allah dostu olmak, manevî makamlar kazanmak ve günahlardan korunmak mümkündür. Manevî olarak yükselip velayet derecesine ulaşmak için mutlaka 40 yaşını doldurmuş olmak şart değildir. Kırk yaş, insanın heves ve nefsânî arzularının yatıştığı, kemalin daha ziyade hâsıl olduğu bir olgunluk yaşı olarak kabul edilse de manevî makamları katetmek için mutlaka 40 yaşını beklemek şart değildir.

Nitekim Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri, henüz 13-14 veya 16 yaşlarında iken seyr-i sülûkunu tamamlayıp manevî makamları katetmiş kişilerin varlığını nakletmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Ashâb-ı Kehf’in gençlerden olduğu bildirilir:

“Şüphesiz onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.”[1]

Bu âyet-i kerîme, gençlik döneminin Allah Teâlâ’ya yönelmeye bir engel olmadığını; bilakis genç yaşta iman ve istikamet üzere bulunmanın mümkün olduğunu açıkça göstermektedir.

Gençlik büyük bir imtihandır. İnsan gençken nefsinin arzuları, şehvet, dünya sevgisi ve arkadaş çevresinin tesiri daha güçlü olabilir. Buna rağmen haramlardan sakınarak Allah Teâlâ’ya yönelmek; namazına, zikrine, ibadetine ve ahlâkına dikkat etmek büyük bir mücadeledir.

Peygamber Efendimiz (Hz.) de kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın Arş’ının gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan birinin “Rabbine ibadet ederek yetişen genç” olduğunu haber vermiştir.[2]

Dolayısıyla genç yaşta derviş olunabilir mi?

Evet, olunabilir.

Fakat dervişlik sadece bir isim, kıyafet veya bir topluluğa mensubiyet değildir. Dervişlik; Bir mürşidin rehberliğinde nefsin arzularına karşı mücadele etmek, farzlara sarılmak, haramlardan kaçınmak, sünnet-i seniyyeye tâbi olmak, güzel ahlâk sahibi olmak ve Allah Teâlâ’nın rızasını aramak yoludur.

Ancak burada önemli bir hususu da belirtmek gerekir:

40 yaşından evvel kişi seyr-i sülûkunu tamamlasa dahi kendisine mürşid-i kâmillik görevi verilmez. Peygamber Efendimiz (Hz.)’e bile peygamberlik ve Allah’a davet vazifesi 40 yaşında tevdi edilmiştir. Mürşid-i kâmiller Peygamber Efendimiz (Hz.)’in varisleri oldukları için, Hz. Peygamber’de belirmeyen bir durumun başka bir kimsede belirmesi uygun görülmez.

Kırk yaşına kadar insan, “yaş ağaç” veya “rutubetli ev” gibi kabul edilir; yani manevî bakımdan henüz ham durumdadır. Kırk yaş ise kemal yaşının başlangıcıdır.

Kırk yaşına kadar insanın dünyalık arzuları, hevası, şehveti ve dünyaya meyli yüksek olabilir. Şeytan ve nefis de bu yaşa kadar insandan ümidini kesmez. Kırk yaş, nefsânî arzuların oturduğu ve yatıştığı bir sınır olarak kabul edilir.

Bir kimse manevî mertebeleri 40 yaşından önce elde etse bile bu durum, onu insanları irşad etmeye hemen ehliyetli kılmaz. Çünkü kırk yaşından önce nefsin kabarmaları, ayak kayışları ve manevî vartalara düşme riski hâlâ söz konusu olabilir.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri, Allah Teâlâ’nın evliyalarını iki ana zümreye ayırmaktadır:

Allah’ın Sevdikleri (Seçilmişler): Doğdukları andan itibaren ilâhî muhafaza altındadırlar. Çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren büyük günahlardan (günah-ı kebâir) uzak durarak yalnız Allah Teâlâ’ya lâyık bir kul olma mücadelesi verirler. Şahsî bir günah geçmişleri olmadan, ilâhî koruma ile yetişirler. Hz. Abdülkadir Geylânî ve Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi.

Allah’ı Sevenler: Belli bir yaşa kadar nefislerine uyarak bazı hatalar ve günahlar işleseler de daha sonra yaptıklarına derin bir pişmanlık (nedamet) duyup tövbe eder, nefisleriyle çetin bir mücadeleye girerek Allah Teâlâ’ya dostluk kapısını açarlar. Bişr-i Hafî ve Habîb-i Acemî gibi.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri, Üstadımızın şöyle dediğini nakletmektedir:

“Oğlum, sarhoş neye benzer, biliyor musun? Şarabın içine tuz atarsın, sirke olur; keskin sirke olur.”

Bak, diyor, kitaplara; bak evliya tarihine… Görürsün ki bunların yüzde yirmisi, yüzde otuzu âlim olmuş; fakat yüzde yetmişi meyhaneden çıkmış, sarhoşluk yaşamış, günah işlemiş, sonra tövbe etmiş ve Allah’ın dostlarından olmuştur.

Demek ki mesele, insanın geçmişinde ne olduğu değildir. Asıl mesele, tövbe ile Allah Teâlâ’ya yönelmesi, hâlini değiştirmesi ve Rabbine karşı samimiyetle kulluğa sarılmasıdır.

Nice insan vardır ki geçmişinde hatalar ve günahlar bulunur. Fakat samimi bir tövbe ile bütün o hâllerini geride bırakır; Allah Teâlâ’ya yönelir, nefsini terbiye eder ve hayatını bambaşka bir istikamete çevirir.

Onun için insan, “Benim geçmişim günahla dolu, benden artık bir şey olmaz.” dememelidir. Ümitsizlik şeytanın telkinidir. Tövbe kapısı ise kul için rahmet kapısıdır. Asıl olan, geçmişte takılıp kalmak değil; bugün Allah Teâlâ’ya hangi hâl ile yöneldiğimizdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yahyâ ve Hz. Îsâ’ya henüz çocuk yaşta hikmet ve ilim verildiği bildirilmiş; Hz. Abdülkadir Geylânî 9 yaşında manevî olarak haberdar edilmiş, Hz. Mevlânâ ve Sehl b. Abdullah Tüsterî gibi zatlar da çocukluk ve gençlik çağlarında kâmil hâllere ermişlerdir.

Peygamber Efendimiz (Hz.), yaşı küçük olmasına rağmen kâmil vasıflara sahip İtâb b. Üseyd ve Üsâme b. Zeyd gibi genç sahâbîleri yaşlı sahâbîlere tercih etmiş; Hz. Ömer de hilafetinde genç yaştaki İbn Abbâs’ı meşveret meclisinde önde tutmuştur.

Nitekim “Gün doğuşundan bellidir.” sözünde ifade edildiği gibi ilim ve hikmet kimde varsa genç yaşta da kendisini gösterir.

Gençlik çağında nefsine ve şehvetine hâkim olarak Allah Teâlâ’ya yönelen bir gencin ibadeti, Allah katında pek kıymetlidir. Zira gençlik; nefsin arzularının, dünyanın cazibesinin ve şehevî duyguların güçlü olduğu bir dönemdir. Böyle bir çağda insanın nefsine rağmen Rabbine yönelmesi, ibadet ve taat üzere yaşaması büyük bir gayret ve fedakârlıktır.

Genç yaşta Allah yolunda geçirilen ömür, insanın gönlünde nur ve huzur meydana getirir. Gençliğini Allah Teâlâ’nın rızası istikametinde değerlendiren kul, ömrünün en kuvvetli ve en hareketli dönemini Rabbine itaate tahsis etmiş olur.

Nitekim Peygamber Efendimiz (Hz.)’e ilk iman eden ve O’nun sohbetinde yetişen sahâbîlerin önemli bir kısmı gençlerden oluşuyordu. Hz. Ali (r.a.), Hz. Zübeyr (r.a.), Hz. Talha (r.a.), Hz. Erkam (r.a.) ve daha nice genç sahâbî, gençliklerinin baharında iman ederek Peygamber Efendimiz (Hz.)’in rahle-i terbiyesinde yetişmişlerdi.

Bu bize şunu göstermektedir:

Allah yolunda yürümek için insanın illa ileri bir yaşa ulaşması gerekmez. Gençlik, Allah Teâlâ’ya yönelmenin önünde bir engel değil; bilakis doğru değerlendirildiğinde büyük bir fırsattır.

Önemli olan yaşın büyüklüğü değil, gönlün Allah Teâlâ’ya yönelmesidir. Genç yaşta nefsini terbiye etmeye, haramlardan sakınmaya, ibadet ve taate sarılmaya gayret eden bir kulun bu mücadelesi Allah katında elbette kıymetlidir.

[1] Kehf Suresi, 18/13

[2] Buhârî, Ezân, 36; Müslim, Zekât, 91

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.