İMSAKİYE KONYA
Miladi | Hicri
İMSAK
--
GÜNEŞ
--
ÖĞLE
--
İKİNDİ
--
AKŞAM
--
YATSI
--
İFTARA KALAN
--:--:--
GEÇİNMEYE GÖNLÜ OLAN GEÇİNİR
Tarih:19.02.2026

Bugün biraz latife yapalım dedik. Bu amaçla bir nükte seçtik. Hem biraz gülelim hem düşünelim istedik; Buyurun efendim;

Osmanlı dönemin de belki de payitahttayız. Beyler dükkânlarını kapatmış henüz evlerine gitmeden kıraathaneye uğramışlar. Kıraathane dediysek sadece kahve, çay içilen bir yer diye düşünmeyesiniz. Bazen ilmi sohbetlerin yapıldığı, bazen anlatılan bir kıssanın dinlendiği, kabadayıların vukuatlarının birazda abartılarak anlatıldığı,  bazen de beylerin dertleştiği mekânlarmış kıraathaneler…

Ogün yine beyler, hanımlarından yakınmaya başlamışlar biri bitirmiş sözünü diğeri almış. Şikâyet eden de varmış, ne yapması gerektiğini soranda, içli içli ah çekende varmış, “yetti yahu” diye nâra atanda…

Bakmışlar içlerinden bir genç hiç ses çıkarmadan onları dinliyor. Daha da yenice evli. Bir anda sessizlik sarmış kıraathaneyi tüm gözler yeni evli gence dönmüş.

-Ee efendi! Hele sen de anlat bakalım. Evleneli de neredeyse bir sene oldu, ama maşallah sizin evden hiç çıt çıkmıyor, senden de bir kere şikâyet duymadık. Siz hiç tartışmaz mısınız yahu, yoksa utancından saklıyor musun? Diye birazda alaycı bir şekilde sormuşlar.

 -Saklamıyorum efendiler. Saklayacak bir şeyimde anlatacak bir derdim de yok çok şükür. Biz hanımla bugüne kadar hiç tartışmadık, diye cevaplamış şaşkın ve birazda ürkekçe genç beyimiz.

Bir yanda ‘hadi oradan inanmayız’ diyenler varmış, diğer tarafta ‘şu işin sırrı ne ola ki’ diye yanına sokulanlar. Sırrı öğrenmek isteyenler taburesini çekmiş sarmış gencin etrafını.

Başlamış anlatmaya bizim yeni evli beyimiz:

-Ben akşam işten eve gittiğimde, kapı açılınca hanıma şöyle bir bakarım. Eğer hanım, eteğinin ucunu belinde topladıysa bilirim ki hanımın günü iyi geçmemiş ve havası yerinde değil. Hiç ekmek, yemek sormadan usulca mutfağa süzülür, aceleyle birkaç lokma atıştırır ve hiç gözüne gözükmeden odaya çekilirim.

-Eeee ya sen sinirli olursan? Diye hep bir ağızdan sormuş etrafındakiler. Genç devam etmiş anlatmaya:

-Her zaman da böyle olmaz tabi bazen de benim asabım bozuk olur. O zaman fesimin püskülünü her zamankinin aksine soldan sarkıtırım. O da bunu görür, sinirli olduğumu anlar, hiç sesini çıkarmaz. Hemen yemeğimi, kahvemi hazır eder. Etrafımda pervane gibi döner.

Biz böylece birbirimizi, kırmadan geçinip gidiyoruz çok şükür, demiş.

Dinleyenlerden biri merakla:

-Peki, birader diyelim ki kapı açıldı, yenge hanım eteğin ucunu belinde toplamış, sen de fesin püskülünü soldan sarkıtmışsın. Yani o gün iki taraf da asabiymiş o zaman ne olacak?” diye sormuş.
Ötekiler de “Hah! Hadi bakalım şimdi ne olacak?” demişler.
Genç beyimiz gülümsemiş;
-Bundan kolay ne var yahu? Baktım hanım etek ucunu beline toplamış, ben fesin püskülünü hafif bir fiskeyle soldan sağa atıveririm, olur biter, demiş.:)

Tek olmak, eşsiz olmak Allah’a mahsustur. Bizler bir eşe, bir yuvaya, güvene ve bağlılığa muhtacız. Desteğe ve paylaşıma, sevgiye ve ilgiye, huzura ve şefkate, kısacası bir aileye ihtiyaç duyan varlıklarız.  Aile, yüzeysel bir anlam taşıyan ve değerden yoksun olan “ilişki, birliktelik ve beraberlik” gibi kelimelerle ifade edilemeyecek kadar kutsal bir müessesedir. Aile, geniş veya dar diye nitelendirilmeyecek kadar tam, engin ve zengin bir bütünlüktür.

Aile, Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle kişiliğimizin, inancımızın ve yaşam tarzımızın şekillendiği bir eğitim yuvasıdır. (Buhârî, Cenâiz, 92) “Aile olmak”, Rabbimizin beyanıyla “birbirimize elbise olmaktır.” (Bakara, 2/187)

Bu yüzden aile sadece bir ilişki alanı değil, çok yönlü bir iletişim alanıdır. Peki, iletişim nedir? İletişim, iki canlı arasında bir bilgiyi aktarma ve anlama sürecidir. Dünyayı anlamlı kılmaya; keşfettiğimiz anlamı başkalarıyla paylaşmaya; derdimizi, duygu ve düşüncelerimizi, ihtiyaç ve beklentilerimizi karşımızdakine aktarmaya iletişim diyoruz.

Bunu incinmeden ve incitmeden yapabilmek ise, doğru ya da sağlıklı iletişim olarak adlandırılır. İletişim kimi zaman sözlü olur; konuşarak, söyleşerek, hasbihâl ederek ya da bağrışarak... Kimi zaman da sözsüz olur; bir duruşla, bir bakışla, bir gülümseme ya da bir kaş çatışla... Bazen hiç konuşmadan kucaklarız, bazen de yüzümüzü çevirir sırtımızı döneriz. Sesimiz çıkmasa da beden dilimizle iletişim kurabilir, kendimizi ifade edebiliriz. Sonuçta her gün, çevremizdekilere olumlu ya da olumsuz, sözlü ya da sözsüz yüzlerce mesaj veririz.

Aile içi iletişim, öncelikle “dil” demektir; dili doğru kullanıp mendile ihtiyaç bırakmamaktır. Yüce Allah, “Kullarıma söyle en güzel şekilde konuşsunlar. Yoksa şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır” (İsrâ /53) buyurur.

 Ağzımızdan çıkana dikkat etmemizi ister ve her sözümüzün kayıt altına alındığını hatırlatır. (Kaf/18) Peygamber Efendimiz ise bizi şöyle uyarır: “Kim Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31)

Dolayısıyla aile içi iletişim, şeytanın ara bozuculuğuna fırsat vermeden konuşmak, iyiyi ve doğruyu söylemek, ağzının tadına sahip çıkmaktır. İslam'da aile hayatı, büyük fedakârlıkların değil, ‘küçük inceliklerin’ üzerine kuruludur.

Huzurlu bir aile ise, hiçbir sorunla ve sıkıntıyla karşı karşıya gelmeyen, hiçbir tartışmaya ve gerilime sahne olmayan aile demek değildir. Huzurlu aile, sağlıklı bir iletişim ağı kurarak sorunları ve sıkıntıları insanca çözebilen aile demektir.

Her evde olduğu gibi, Peygamber Efendimizin hane-i saadetlerinde de hayatın farklı duyguları yaşanırdı. Yeni bir güne bazen huzurla, bazen sabırla kalkılır ama şartlar ne olursa olsun aile içinde samimi ve saygılı bir iletişim sürer giderdi. Peygamberimizin aile fertleri, fikirlerini onun yanında dile getirmekten çekinmez, duygularını O’ndan saklama ihtiyacı hissetmezlerdi. Bu durumdan rahatsız olmayan Peygamber Efendimiz, bir keresinde eşi Hz. Âişe’ye:

“Senin benden memnun olduğun ya da bana kızdığın zamanları anlarım ya Âişe ” demişti. Hz. Âişe validemiz:

 “Bunu nasıl anlıyorsun Ya Resulullah?” diye sorduğunda ise Resulullah(sav):

“Benden memnun olduğunda, ‘Muhammed’in Rabbine yemin olsun ki, hayır’ derken, bana kızdığında, ‘İbrahim’in Rabbine yemin olsun ki, hayır’ dersin.”

Bunun üzerine Hz. Âişe’nin verdiği cevap, dilinden eşinin ismi eksilse de kalbinden sevgisinin asla eksilmediğine işaretti: “Evet haklısın. Fakat Allah’a yemin olsun ki ey Allah’ın Resûlü, ben senin sadece isminden uzak kalabilirim.” (Buhârî, Nikâh, 109)

Gönül dilinin aile içinde nasıl kullanılacağını Peygamberimizden öğreniriz. “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de, ailesine karşı en iyi olanınızım!” (Tirmizî, Menâkıb, 63) diyen Rahmet Peygamberinin dilinden asla hakaret, küfür, beddua, lânet gibi kirli kelimeler dökülmez aksine şefkat ve hoşgörü onun dilinde adeta hayat bulurdu.

Ailenin selametini ve sağlıklı münasebetini sağlayacak olan iletişim dillerinin ortak noktasını merhamet oluşturur. Dolayısıyla ahlaklı bir insanın bütün söylem ve eylemlerinde, şiddet ve nefret dilinin yer bulmaması gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.  Allah Resulü’nün “Anlayıştan ve insaftan nasibi olmayanın bütün güzelliklerden mahrum kalacağı” (Ebû Dâvûd, Edeb, 10) şeklindeki hadisi de burada hatırlayalım.

Vefat etmiş bir sahabenin validesinin “o şimdi cennet bahçelerinde” şeklinde ki ifadesini duyunca “Nereden biliyorsun ey kadın belki de o ailesine zulmeden biriydi” diyerek sadece ibadet etmenin cennet için yeterli olmadığını öncelikle aile efradına karşı merhametli olmanın ne denli önemli olduğunu ne güzel de vurgulamıştır.

"Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır takdir etmiştir." (Nisa, 19) Bu ayet, eşler arasında geçici hoşnutsuzlukların olabileceğini, ancak bunların ardında hayırlar bulunabileceğini söyler.

Üstadım Abdullah Baba Hz.lerinin her sohbetlerinde üzerinde durduğu bir konuydu aile hayatı…

Sohbeti hanımlara ise beyleri över ve hanımlarını anlayışlı olmaya,  erkeklerin hakları konusunda Allah’tan korkmaya davet ederdi.

Eğer sohbeti beylere ise bu defa da hanımlarını över ve kadınların hakları konusunda onları uyarır ve korkuturdu.

Bir sohbetlerinde aile içinde tartışmaların olmasının olağan olduğunu söylemiş ve böyle bir durumda nasıl davranmamız gerektiğini o güzel ve içten Nevşehir ağzı ile şöyle ifade etmişti. Kulak verelim inşallah;

“Evlilik iki şeritli bir yolda araba sürmeye benzer. Bazen yan yana gidersiniz, bazen karşı karşıya gelirsiniz. Karşı karşıya geldiğinizde her ikinizde uzun farları yakarsanız görüşünüz kesilir ve kaza kaçınılmaz olur ama biriniz uzun farı yaktığında diğeri kısa farı yakarsa kazasız yola devam edersiniz.” Tıpkı fesinin püskülünü soldan sağa atıveren genç beyimiz gibi…

Velhasıl kelam “Evlilikte haklı olmak değil, huzurlu olmak" esastır.  Aile içinde gönül dili, değer dili, teşekkür dili, özür dili, dua dili ve sükût dili bilmek ve uygulamak gereklidir. Bu inceliklerle yoğrulmuş bir aile, dünyada cennetten bir köşe, ahirette ise ebedi mutluluğa açılan kapıdır.

Allah’ım! Yuvamızda gönlümüzün güzellikleriyle konuşabilmeyi lütfeyle. Birbirimizin değerine leke sürmekten bizi ve dilimizi koru. Sahibimize şükretme, sahip olduklarımıza da teşekkür etme bilinci ver. Özür dilenme özürlüsü olmaktan hepimizi muhafaza eyle. Duanın evimizi ve dilimizi mesken tutmasını nasip eyle. İnsanca konuşamadığımız anlarda usulca susabilme şuuru ver. Amin!

 

Günün Ayeti

Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır takdir etmiştir."

📚 Nisâ Suresi, 19. Ayet

Günün Hadisi

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır. Ben de aileme karşı en hayırlınızım."

📚Tirmizî, Menâkıb, 63

Günün Sözü

Abdullah Baba Hz.leri:

"Evlilik iki şeritli bir yolda araba sürmeye benzer. Bazen yan yana gidersiniz, bazen karşı karşıya gelirsiniz. Karşı karşıya geldiğinizde her ikiniz de uzun farları yakarsanız görüşünüz kesilir ve kaza kaçınılmaz olur ama biriniz uzun farı yaktığında diğeri kısa farı yakarsa kazasız yola devam edersiniz."

Mesneviden

"Sevgiden acılıklar tatlılaşır, sevgiden bakırlar altın kesilir."

📚Mesnevî, 2. Cilt, 1529. Beyit

Günün Duası

"Allahümme'c'al evlâdenâ sâlihîne ve hıfzahüm min külli sûin ve'c'alhüm miftâhan lil-hayri."

Anlamı: "Allah'ım! Çocuklarımızı salih kimseler eyle, onları her türlü kötülükten koru ve onları hayrın anahtarı kıl."

📚 İbn Sünnî, Amelü'l-Yevm ve'l-Leyle, no: 317

Günün Videosu
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.