İMSAKİYE KONYA
Miladi | Hicri
İMSAK
--
GÜNEŞ
--
ÖĞLE
--
İKİNDİ
--
AKŞAM
--
YATSI
--
İFTARA KALAN
--:--:--
ALLAH’IN İNDİNDE BENİM EDERİM NE?
Tarih:19.02.2026

1960’larda Hindistan’da büyük bir ekonomik kriz yaşanır. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları hiç görülmemiş bir şekilde artar. Eşyalardaki pahalılık artık halkın dayanamayacağı bir duruma gelir.

Halk, ‘Hayatü’s sahabe’ adlı eserin müellifi büyük âlim Muhammed Yusuf Kandehlevînin yanına gelip bu durumu şikâyet ederek pahalılıktan ve fiyat artışından yakınırlar. Ondan bu duruma karşı ne yapmaları gerektiğini sorarlar.

Kandehlevî onlara şu önemli nasihati verir:

“İnsanlar ve eşyalar Allah katında  iki terazinin kefesi gibidir. Eğer Allah katında insanın değeri artarsa eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar ama eğer Allah katında insanın değeri düşerse eşyanın değeri artar ve fiyatlar yükselip pahalılık olur. Siz Allah katındaki değerinizi yükseltmeye bakın ki böylece insanın değeri yükselsin ve eşyanın değeri azalıp fiyatlar düşsün.”

Sonra halka dönüp şu ayeti bu söylediğine delil olarak okur: 

“Eğer o şehirlerin halkı (hakkıyla) iman edip takva sahibi olsalardı muhakkak onlar üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık… (Araf Suresi/96)

Paylaştığımız bu vaka bugün "daha çok tüketerek mutlu olacağını sanan" modern insana ekonomik meselelere sadece rakamlar ve piyasa dengeleri üzerinden değil, manevi ve ahlaki bir perspektiften bakmanın ne kadar yerinde olacağını göstermiyor mu sizce?

Eşref-i mahlûkat olarak yaratılmış ve canlı cansız diğer tüm yaradılmışların kendi emrine verildiği insanı; terazinin bir kefesine ve sadece ona hizmet etsin diye yani amaç değil araç olarak yaratılmış eşyanın da terazinin diğer kefesine koyulduğu ve ne acıdır ki insanın insan gözünde değersizleştirilip eşyanın değer bulduğu devirlerde yaşıyoruz. Ne yazık…

Eşyanın insana hizmet etmek için var olduğu, ancak insan asli rotasından saptığında eşyanın (paranın, malın, mülkün) insan üzerinde bir tahakküm kurmaya başladığı gerçeği her gün yüzümüze çarpılıyor. Aracı ile bir insana çarpmış birinin çarptığı candan çok kendi aracındaki hasarı dert ettiği zamanlara şahitlik ediyoruz. Ne yazık…

Birileri bir lokma ekmek bulduğunda şükrederken,  birilerinin baştan sona donatılmış bir sahur sofrasında yiyecek bir şey bulamadığından yakındığı, yokluktan şikâyet ettiği bir zamanda yaşıyoruz. Ne yazık…

Bir göz odaya sığabilen evlerin çocukları iken koca koca dairelere sığamayan büyükleri olduk Ne yazık…

Maddeyi baş tacı ettik, manayı bir kenara attık. Ne yazık…

Eğer bir toplumda "insan" sadece bir tüketici veya istatistik olarak görülmeye başlanırsa, o toplumda nesneler kutsallaşır ve ulaşılmaz hale gelir. İnsanın manevi kalitesi takva ve iman arttığında ise dünyevi hırslar dizginlenir ve bereket kavramı devreye girer.

Araf Suresi 96. Ayet ile kurulan bağ, İslam iktisadındaki "bereket" kavramını açıklar. Bu, sadece paranın çokluğu değil, az olanın çok iş görmesi ve toplumsal huzurun tesis edilmesidir.

İslam ahlakına göre, çokluk bazen bir istidraç (kişiyi azar azar felakete sürükleyen bolluk) olabilir. Eğer bir mal artıyor ama sahibini Allah'tan uzaklaştırıyor, kibrini artırıyor ve huzurunu kaçırıyorsa, o malda "bereket" yoktur; sadece "yük" vardır.

Kandehlevî'nin dediği gibi; biz eşyayı ilahlaştırdıkça, Allah onları üzerimize musallat eder. Ancak Allah'a yönelip insanlık kalitemizi artırırsak, az olan mal bin kişiye yeter hale gelir. Tıpkı sahabe efendilerimizin bir ölçek buğdayla orduları doyurduğu o meşhur bereket mucizelerinde olduğu gibi.

Kandehlevî, suçu sadece dış etkenlerde aramak yerine, bireye kendi iç dünyasını ve yaratıcısıyla olan bağını düzeltme sorumluluğunu da yükler.

Eğer insan, kendi değerini Allah katındaki takvasıyla değil de sahip olduğu eşyayla ölçmeye başlarsa, eşya (mal, mülk, para) efendi, insan ise eşyanın kölesi olur. İnsan "kul" olma bilincini yitirip maddeye tapınırsa, madde (fiyatlar ve dünya sevgisi) onun üzerinde bir yük haline gelir.

Maddi çözümlerin (üretim, adil dağılım) yanına manevi bir disiplin eklenmediğinde, terazinin kefesi hiçbir zaman dengelenemeyecektir.

Peki insanın değeri nasıl artar?

Câbir (R.A.) şöyle anlatıyor:

Efendimiz (sav) ile birlikte iken buyurdu ki:

“Allah katındaki değerinizi öğrenmek ister misiniz? O halde Allah’ın emir ve yasaklarının kendi hayatınızdaki değerine bakın. Kişi Allah’ı ne kadar tazim ederse yani onun emirleri ve yasakları konusunda ne kadar titiz davranırsa Allah katındaki değeri de o kadardır” "

İnsanın değeri imanın hayatına hâkim kılınmasıyla artar.

Onlara indirileni doğru dürüst uygulamış olsalardı göğün ve yerin türlü türlü nimetlerinden yararlanırlardı (Maide 66)

Ve Allah(cc) şunu vadediyor bize;

Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter.  (Talak 2-3)

Unutmayalım! Allah katında insanın değerini arttıran en önemli ilkeler; İman, adalet, merhamet ve kardeşliktir. İşte Ramazan ayı tam da bu ilkeleri tekrar gözden geçirme, manevi bir arınma, bireysel eleştiri yapma imkânı verir bizlere.

Suçu başkalarına atmadan önce bir dönüp bakalım mana aynasında kendimize ve soralım;

Yüce Allah’ın değeri bende ne kadar

Allah’ın indinde benim ederim ne?

Doğru cevabı bulmak duası ile…

Günün Ayeti

“Eğer o şehirlerin halkı iman edip takvâ sahibi olsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereket kapıları açardık…”

📚 A‘râf Suresi 7/96

Günün Hadisi

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”

📚 Sahih-i Müslim, Birr 34

Günün Sözü

İmam Gazâlî (k.s.): 

“Kalbin kıymeti, Allah’a yakınlığı nispetindedir. Dünya sevgisi arttıkça bu yakınlık azalır.”

📚 İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Kitâbü Zemmi’d-Dünya

Mesneviden

HZ. Mevlana;

“Altın neye yarar? Sen altın olmadıkça…
Değer, kalbin saflığındadır.”

📚 Mesnevi

Günün Duası

Efendimiz (asm)'ın bu duası İmam Nevevî'nin Ezkar'ında şu şekilde yer alır:

'Kim sabahladığı zaman üç defa: "Allahümme innî esbahtü minke fi ni'metin ve âfiyetin ve setrin, feetimme nimeteke aleyye ve âfiyeteke ve setreke fiddünya vel âhireti."

“Allah'ım, şu sabaha senden gelen bir nimet, afiyet ile ve günahlarım örtülmüş olarak çıktım. (Öyleyse) dünyada ve ahirette üzerimdeki nimetini, âfiyetini ve günahlarımı örtmeni tamamla.”  Derse, onu tamamlamak Allah’ın üzerine hak olur. Bunu akşamları söylerse, yine böyle olur.'' 

Günün Videosu
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.