İrs (virâse) kökünden türeyen mîrâs kelimesi, çok defa irs ile eş anlamlı olmak üzere “bir şeyin bir kişi veya topluluktan diğerine geçmesi, başkasından kalan, tevarüs edilen şey” mânalarında kullanılır. Fıkıh terimi olarak irs ve miras, ölen bir kimsenin (mûris) mal varlığının âkıbetini düzenleyen kuralların bütününü ifade eder.
Peki Resulullah(sav) miras olarak geride ne bırakmıştır?
Ebû Hüreyre (r.a) bir gün Medine çarşısına uğramıştı. Kenarda durdu ve:
–Ey çarşı ehli! Sizler ne kadar da âcizsiniz! Dedi.
–Niçin ey Ebû Hüreyre? diye sordular.
–İşte şurada Allah Rasûlü’nün mirası taksim ediliyor, siz ise burada duruyorsunuz! Gidip siz de ondan nasibinizi alsanız olmaz mı? Dedi.
Çarşı ehli:
–Bu taksim işi nerede yapılıyor? Diye sordular. O da:
–Mescid ’de! dedi.
Koşarak gittiler. Ebû Hüreyre (r.a) orada durdu ve onların dönüşünü bekledi. Geldiklerinde:
–Ne yaptınız? diye sordu.
–Ey Ebû Hüreyre, Mescid’e vardık, içeri girdik ama orada taksim edilen bir şey göremedik! Dediler. Ebû Hüreyre (r.a):
–Mescid ‘de hiç kimseyi görmediniz mi? dedi.
–Evet, bazıları namaz kılıyordu, bazıları Kur’an okuyordu, bazıları da helâl ve haram konularını müzâkere ediyorlardı. Dediler.
Bunun üzerine Ebû Hüreyre (r.a):
–Yazıklar olsun size, işte Muhammed (sav)’in mîrâsı da budur zâten!” dedi.
Resûl-i Ekrem (sav), geçici dünya hayatının mal, mülk ve servetine değer vermeden mütevazı bir hayat yaşamış, vefatından sonra da yakınlarına herhangi bir maddî miras bırakmamıştır.
Yine Ebû Hüreyre'den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Bize mirasçı olunmaz, geriye bıraktığımız ise sadakadır!”
Hz. Âişe (ra) diyor ki:
“Resûlullah (sav) vefatında geriye ne bir dinar, ne bir dirhem, ne koyun ne de deve bıraktı. Hiçbir şey de vasiyet etmedi.”
Ancak tüm insanlığa başta en yüce vasiyet Kur’ân-ı Kerîm ve yaşayan bir Kur’an olan örnek ahlâkını bırakmış, nebevî bildirileri çağlar boyu insanların yollarını aydınlatmıştır. O’nun ilme, âdâba, ahlâka, sevgiye, merhamete dair tavsiyeleri, insanlığı her iki âlemde mutluluğa ulaştıracak eşsiz bir miras niteliğindedir.
O mirasın varisleri ve bu hadis-i şerifin muhatapları sadece nakledildiği dönemde ki sahabeler değildir. Şüphesiz Resulullah’ın mirasının varisleri; O’nu peygamber olarak kabul eden cümle ümmetidir. Yani bizler yani sizler…
İşte Ramazan ayı da tıpkı Ebu Ebû Hüreyre (ra) gibi maddi kazanımlar peşinde koşarken manevi hazineleri görmezden gelmememiz gerektiği konusunda bizleri adeta uyarır, uyandırır.
Hadiste nakledildiği gibi çarşı ve pazarlar rızık kazanmak için gereklidir ancak insanı dünyevi olana hapseder. Mescid ise manevi kazanımların alındığı yerdir. Ramazan, oruç sayesinde insanı "çarşıdan" aşırı dünya telaşından alıp "mescide" ibadete ve tefekküre yönlendirir.
Hadiste geçen "Kur'an okunması" ve "helal-haramın müzakeresi yani Allah’ın dininin konuşulması " Ramazan ayının temel faaliyetleridir. Ramazan Kur’an ayı olduğu için bu mirasın en yoğun taksim edildiği dönemdir. Bu güzel ay herkesin kendi payına düşen Kur'an ve sünnet mirasını almaya koştuğu bereketli bir zaman dilimidir.
Çarşı ehli nasıl mirastan pay almak umudu ile koşarak mescide gittiyse, müminler de Ramazan'da vakitlerini boşa harcamayıp; oruç, namaz,teravih, itikaf ve Kur'an tilaveti ile manevi mirastan paylarını almalıdırlar.
Ebû Hüreyre'nin (ra) uyarısına kulak verelim hele ki gönül kulaklarımızı dikkatle açalım ve “Yazıklar olsun size !” nidasını duymadan bari bu mübarek ayda "Resululah’ın manevi mirasından nasiplenmek için dünyevi telaşlara biraz ara verelim.”
Dünyanın en mesut insanları; her istediğini, dilediği anda bulabilenler değil, Rabblerini her an kalplerinde bulabilen mü’minlerdir. Ramazân-ı Şerîf de kula bu yakınlığı kazandıran faziletli bir aydır. Nitekim buyurulur:
“Ramazan ayı size bereketiyle geldi, Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, o ayda duâları kabul eder. Allah Teâlâ sizin (Ramazan ayındaki ibadet ve hayır konusunda) birbirinizle yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O hâlde iyilik ve hayırdan yana Allah Teâlâ’ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allâh’ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse (ne) bedbaht kimsedir.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, III, 344)
Bu ay isimlerimizi Peygamber(sav) varisi olarak yazdırabilmek, hayırda, hasenatta, salih amellerde ve ibadetlerimizde yarışabilmek duası ile…