İMSAKİYE KONYA
Miladi | Hicri
İMSAK
--
GÜNEŞ
--
ÖĞLE
--
İKİNDİ
--
AKŞAM
--
YATSI
--
İFTARA KALAN
--:--:--
HAKKA VUSLATI’NIN SENE-İ DEVRİYESİNDE RAHMET VE HASRET İLE
Tarih:19.02.2026

“İnsan tanıdığını sever” düsturu ile elimizden geldiğince kısaltarak Üstadımız Abdullah Gürbüz(ks) Hz.lerinin hayatını sizlerle paylaşmak istedik. Üstadımızın buyurduğu gibi “Aşk olsun, aşkımız nur olsun, Allah hepinizden razi olsun.”

İslam âleminin ve tasavvuf yolunun müstesna bir ferdi, ilim, irfan, edep, tevazu, aşk ve vecd hali ile İslam'ın rahmet kapılarını insanlığa açan Hadim-ül Fukara Nevşehirli Abdullah Gürbüz (ks) Hz.leri 5 Nisan 1933 yılında Nevşehir ilinin Herikli Mahallesinde dünyaya teşrif etmişlerdir.

Abdullah Baba(ks) Hz.leri'nin babası, Nevşehir eşrafından “Gubbasanoğulları” lakabıyla tanınan Mahmut Efendi, muhterem valideleri ise Feride Hanım’dır.

Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin daha çocuk yaşlarda iken, pek çok harikulade halleri ve rüyaları cereyan etmiştir. Emsalleri ile oynamaya ve eğlenmeye iltifat etmeyen Abdullah Baba Hz.lerini henüz yedi yaşlarında iken babası Mahmut Efendi, Kurşunlu Camii İmamı Saatçi Hafız Efendiye götürür ve ona Kuran-ı Kerimi öğretmesini söyler. O camide, hem Kuran-ı Kerim öğrenip, hem de müezzinlik yapar. Fatiha-ı Şerif’i her okuduğunda “Bu ümmil kitaptır, bunun sırrına mahzar olalım Ya Rabbi” diye ağlar, dualar eder.

Abdullah Baba (ks) Hz.leri genç yaşta ticarete atılmış ve henüz 17 yaşında iken muhterem zevceleri, Âmine Hanım ile evlenmişler  3'ü kız, 3'ü erkek, 6 çocukları olmuştur.

1953 yılında askere giden Abdullah Baba (ks) Hz.leri 1956 da, askerlik vazifesini tamamlayarak memleketine döndükten sonra, bir yandan ailesinin nafakasını kazanmak ile uğraşırken, asil gayesi olan Allah'a kulluk görevini yerine getirmek için ibadetler yapar aynı zamanda ilim kitapları okur. Bunlar arasında, Said-i Nursi Hz.lerinin Risale-i Nur külliyatını büyük bir ihlas ve samimiyetle okumaya devam eder. Aradan bir müddet geçer ve Said-i Nursi Bediüzzaman Hz.leri rüyasında ona “Evladım, bir mürşidi kâmil bulacaksın. Kadir-i tarikatına müntesip olacaksın. Senin risalen tamam”, der.  Rüyayı gördüğü günün sabahı Şıh Ağa isminde bir zat evlerine gelerek;

“Sen, bugün ne rüya gördün?”, diye sorar ve cebinden bir kâğıt çıkarıp;
“Abdullah Efendi, bu ders, Abdülkadir Geylani Hz.leri’nin dersidir, buna iyi çalış”, diye nasihat eder. Bundan sonra, onun verdiği dersi çekmeye başlar, bir yandan da baba mesleği olan deri imalatçılığına devam ederek imal ettiği derileri, civar illere götürüp satar.

Bir gün İskilip’e deri satmaya gider ve asıl tasavvuf yolundaki en önemli yolculuğu bu vesile ile başlar. Kendisi, Çorumda ki, mürşid-i kâmil Hacı Mustafa Anaç (ks) Hz.’leri ile görüşüp 1960 yılında gördüğü rüyasını o zata anlatır ve ondan da teberrüken Rufai dersi alır.

Bu tarihten itibaren Abdullah Baba (ks) Hz.leri bir takım manevi haller yaşamaya başlar ve içindeki yangını söndürecek, kendini Allah ve Resulüne vasıl edecek Hak dostu bir mürşid-i kâmili, Cenabı Zülcelal Hz.lerinden niyaz eder.  Bu yakarışları sonunda 1965 yılında, rüyasında Hızır (as) ve Âdem (as)'ın işareti ile Antep de bulunan Kadiri Üstadı Muhammed Bilal Nadir (ks) Hz.lerine intisap eder.

Bilal Nadir Hz.lerinin himmet ve feyzi ile kısa zamanda kendisinde büyük manevi değişimler zuhur eder fakat Bilal Baba’nın 1969 yılında vefat edince, kendisini Hakka vasıl edecek başka bir üstad arayışına girer. İstiharesinde Hızır (as), İlyas (as) ve Zekeriya (as)'ın işareti ile Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.lerine intisap eder.

Bundan sonra Abdullah Baba (ks) Hz.leri gönlündeki volkanı bir nur seli halinde akıtacak, ledün ilminin anahtarını verecek, O’nu gayelerin gayesi olan Allah'a kavuşturacak zatı bulmuştur. Üstadına tam bir teslimiyet göstererek manevi yolda ilerlemeye başlar. Bununla beraber maddi yönden sıkıntılı ve çok meşakkatli günleri olur ama bir an dahi Hakk’ın rızasından ayrılmaz.

1971 yılında üstadı ayakkabı alıp satmasını söyler ve bu tarihten itibaren kundura işine başlar. Bir yandan ailesinin geçimi için çalışır diğer yandan Allah ve Resulüne olan bağlılığı, muhabbeti gün geçtikçe artar.

Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Hz.leri, Abdullah Baba (ks) Hz.lerinde ki cevheri görmüş ve O’nun vuslata erebilecek kabiliyette olduğunu anlayarak manen yetişmesi için çalışmıştır.

1978 yılında Abdullah Baba (ks) Hz.leri Konya ya Mevlana Celaleddin-i Rumi (ks) Hz.lerini ziyarete geldiklerinde, türbenin hizmetinde bulunan bir zat kendisine iltifat göstererek;

“Efendim, bu gece dîvan burada toplandı. Size manevi görev verilmesi için işaret ettiler. Mevlana Hz.leri sizin için çok hoş şeyler söyledi. Bütün piranlar tasdik ettiler ancak Muhammed Nakşibendî Hz.leri daha erken olduğunu söyledi ve ileri bir zamana tehir ettiler. Sizinle tanışmak istedim, bizlere duacı olun” der.

Yıl 1980'e geldiğinde ise Abdullah Baba (ks) Hz.leri rüyasında kırklar divanının toplandığını ve orada bir takım sorular sorup o hali müşahede ettiğini görür. Ertesi gün üstadı Çorumla Hacı Mustafa Efendi Hz.lerine giderek gördüğü rüyasını anlatır. Mübarek kendisine;

“Maşallah, Sübhanallah evladım kırklar divanına girmişsin. Sen hayret makamında görmüşsün. İbrahim Hakki Hz.leri de böyle hayret etmişti de hayret makamında şu dizeyi söyler”

Hak serleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif ani seyr eyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hacı Mustafa Efendi Hz.leri bu dizelerden sonra şöyle buyurur:

“Kırklar divanındaki evliyalara gelince, evliyadan tasarruf alındı. Mehdi Ala-Resul çıkana ve İsa (as) inene kadar bir şey yapamayız. Her kudret ve kuvvet Rabbimin elinde. Biz nasıl isek, bize öyle idareciler veriyor. Yaşadığımız gibi muamele görüyoruz… Televizyona bakıyorsun. Televizyondaki hadiseleri seyrederken müdahale edebiliyor musun? Dünyayı da öyle seyredeceksin. Elimizden bir şey gelmez evladım”

Sözlerine Kuddüsi Baba’nın “yüze güler dost, içinden düşman” isimli beyitini okuyup şöyle devam eder:

“Evladım, yüzünden gülen dost ama içinden düşman olanlar da var. Senin sağ tarafına gül yağı dökseler methi sena etseler, sol tarafına da ateş dökseler ikisini eşit mesafede göreceksin. İhsan üzere olacaksın. “Ya Rabbi senden gelen her şeye razıyım” dersen; işte o zaman kemale erersin. Eğer methi sena edeni sever, diğerine kızarsan kemale ermek mümkün değil.”

“Ancak gece ve gündüz çalışmamız lazım, köy köy, kasaba kasaba, kaza kaza dolaşıp, Allah’ı unutan bu millete, Allah’ı sevdirmeyi ona kul olmayı öğretmeliyiz,” der.

1982 yılında üstadının işareti ile itikâfa girer, nefsin yedi makamını aşarak seyr-u sülûkunu tamamlar. Artık Abdullah Baba (ks) Hz.leri, denizlerin kendisine aktığı bir umman olur.

Yaşadıkları dönemde, insin ve cinnin en hayırlısı ve en şereflisi olan mürşid-i kâmil zatlar, Hakk'a arz olunduktan sonra;  yer ehli, gök ehli, bütün âlemler bu zatları tanırlar.

Onlar için Peygamber Efendimiz (sav) söyle buyurmuşlardır:

Allah bir kulunu sevdiği zaman Cebrail'e (a.s.) ; “Ben onu seviyorum. Sende sev” der.
Cebrail'de o kulu sever. Gök halkı arasında “Allah ( cc ) filan kulu seviyor sizde seviniz” diye haber verir. Onlarda onu severler, sonrada yeryüzünde müminlerin kalbine onun sevgisi yerleştirilir .”(R.Salihin C:2/S:327)

Allah'u Teâlâ Hz.leri onlar hürmetine yağmur verir, onların hürmetine zor işler kolay olur. Onların duaları ret olunmaz. Çünkü onlar halkın içinde Hak ile bir olmuşlar, Cenabı Zülcelâl Hz.lerinin zatında değil, sıfatlarında fani olmuşlardır. O zatlar için hiçbir zorluk yoktur. Onlar, yeryüzünde ki seçilmişlerin seçilmişidir. Onlar, Allah-u Teâlâ Hz.leri tarafından hem bu dünya da, hem ahiret de müjdelenmişlerdir.

İtikâftan çıktıktan sonra, Nevşehirlilerle beraber,  Çorum'a Üstadının yanına gider ve Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri orada bulunan cemaate;

“Oğlum Abdullah ile bu fakirin sekline suretine, şeytan giremez, rüyada kendisini görürseniz sahihtir.” der.

Yine 1982 yılında Abdullah Baba (ks) Hz.leri bir rüya görür rüyasında;

Büyük bir caminin içerisinde, bütün peygamberlerin, sahabelerin ve piranların ve evliyanın olduğu halde kendisine vaaz etmesi söylenir ve o mübarek topluluğa sohbet etme şerefine nail olur. Bu haleti ruhiye içerisinde uyandıktan sonra ertesi gün üstadının yanına giderek yaşadığı hadiseyi anlatır. Çorumlu Hacı Mustafa Hz.leri;

“Maşallah evladım, zaten Bilal Nadiri Hz.leri, sana çok teveccüh etmiş, çok sevmiş. Nakib-i Nukaba makamına kadar getirmiş, bundan sonra her yerde ders verebilirsin, çavuş, nakip yapabilirsin. Üç tane hilafet yazdım, piranlar mühürledi, ama Rasulullah Efendimiz mühürlemedi. İnşallah ölmeden önce açıklayacağım, bir bayram yapacağız” deyince Abdullah Baba (ks) Hz.leri;

“Aman efendim bir şey istemiyorum, “Ilahi Ente Maksudi ve Rizake Matlubi Ya Hazreti Allah” diyerek mukabelede bulunur.

Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri kısa bir süre sonra Nevşehir’e ziyarete geldiğinde, orada bulunan talebelerine “Nevşehir den bir güneş doğacak bütün cihanı aydınlatacak,” diyerek Abdullah Baba Hz.lerini işaret eder.

Bu arada Abdullah Baba (ks) Hz.leri adım adım maksadına doğru ilerleyip, insanları Hak yola davet etmektedir. 1984 yılı içerisinde mana âleminde kendisinin, Peygamberlerin, piranların, mezhep imamlarının ve büyük bir cemaatin Cuma Namazı kılmak için toplandıklarını müşahede eder ve yine orada kendisine vaaz etmesi telkin edilir ve orada vaaz eder.Ertesi gün Çorum'a üstadının yanına gider ve rüyasını anlatır.

“Maşallah! Evladım, sen irşat ile vazifelendirileceksin! Böylece insanlara Hakkı anlatıp onları doğru yola getireceksin” buyurur.

Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri sağlığında emanetleri teslim edecek bir mürşid-i kamil yetiştirmenin şevk ve muhabbeti ile Muharrem ayında, 29 Eylül 1984 tarihinde, kendi fakirhanesinde, Abdullah Baba Hz.'leri ile birlikte Nevşehir den gelen bir grup ihvanın olduğu zikir halakasında, çok sevdiği Rabbi’ne kavuşur.

Abdullah Baba Hz.'leri  üstadının vefatından sonra insanlara vaaz ve nasihatlerde bulunarak her dem Hakk’ın rızasını gözetmiştir. Üstadının vefatından bir yıl sonra 1985 yılının 20 Şubat’ında bir rüya görür. Rüyasında;

Rasulullah (sav), evliyaullah ve 12 Piran Hz.lerinin bulunduğu bir mecliste Abdulkadir Geylani Hz.'leri bir beyaz kâğıt uzatır ve;

Bu senin irşat icazetindir,” der. Efendi Hz.leri;

“Efendim ben ümmiyim, vazife istemiyorum. Derviş olayım, bana kâfidir” dese de bu sözler üç defa tekrarlanır.  Efendi Hz.leri her seferinde reddeder.

O esnada Mevlana Hz.leri de;

“Evladım, herkes ben şeyh olayım, mürşid-i kamil olayım diye ağlayıp sızlanırken, sana teklif edildiği halde, sen reddediyorsun” deyince Abdullah Baba Hz.leri;

Bu çok mesuliyetli, veballi bir vazifedir. Ben ümmiyim. Üstelik piranlardan vazife alanların helak olduklarını çok gördük. Eğer bana Rasulullah (sav) efendimiz vazife verirse, ben o zaman kabul ederim, buyururlar. Rasulullah (sav) Efendimiz söylenenlerden memnun olur ve tebessüm ederek;

“Evladım Abdullah, senin istediğin 5 Nisan da verilecek,” buyurur.

Nihayet 5 Nisan 1985 mübarek Cuma gecesi Efendi Hz.leri ümmet-i Muhammedi irşat ile vazifeye getirildiği günü mana âleminde seyreder. O gece Çorum da, bütün geçmiş Peygamberler (as) bir yerde, piranlar bir yerde, mezhep sahipleri bir yerde, velhasıl herkes intizamla yerlerinde toplu bir halde iken Rasulullah (sav) Efendimiz, mübarek parmağındaki mührü önünde duran süslü bir icazete basar. Sarı renkli bir mühür daha alarak aynı kâğıda tekrar basar ve ardından mübarek ağzından şu kelimeler dökülür;

Bunu mu istiyordun, evladım Abdullah”

İşte bu esnada Efendi Hz.lerinde bir takım haller meydana gelir ve kendisine talebe olacak insanların hepsini gösterirler. Efendi Hz.leri sayısını ancak Allah’ın bildiği, kendisine talebe olacak bu topluluğu görünce;

“Ya Rasulallah! Bu insanlara nasıl yetişeyim ve nerede bulayım” der. Rasulullah (sav) Hz.leri de;

“Bazen onlar senin ayağına, bazen de sen onların ayağına gideceksin. Hakkı ve sabrı tavsiye et. Kalpler Allah’ın elindedir, bundan sonra ismin Hadim-ül Fukara dır, evladım,” buyururlar.

Abdullah Baba Hz.leri 1985 yılında irşat vazifesine başlayarak yurtiçinden ve yurtdışından binlerce talebesine Allah ve Resulünün sevgisini aşılamaya ve bu gaye ile hayatlarını sürdürmeleri için önlerinde her zaman ışık olmaya çalışmıştır.

O tarihten itibaren memleketinden ziyade yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerinde bulunarak gittiği her beldede insanlara vaaz ve nasihat etmiştir. Mübarek zatın pek çok kerametlerini bizatihi gören insan sayısı oldukça fazladır. Sohbetlerinde her zaman Allah ve Resulü’nün söylediklerini düstur edinmemizi ve hayatımızı bu ölçüde yaşamamızı öğütlerdi. Âlim, ilim adamı ve çeşitli meslek gruplarından feyiz ve sohbetinden istifade eden pek çok kişi var idi.

Kendisi ayni zamanda Mevlevi üstadı olup Mevlana ve Şems Hz.lerinin çağlar üstü açtıkları aşk ve muhabbet yolunun mürebbisi ve önderi idi. Gerek yurtiçinde ve gerekse yurtdışında sema gösterileri tertip ederek insanlara;

‘‘Gel, gel yine de gel, bin kere tövbe şişesini kırsan da yine gel. Bu dergâh ümitsizlik dergâhı değildir'' sözü ile kucak açmış, şefkat ve merhamet ile yaklaşmıştır.

Âlemlerin efendisi Hz. Muhammed Mustafa (sav)'in her hal ve hareketini hayatının her zerresinde tatbik ederek, Ümmet-i Muhammed'e ışık tutmuştur.

Büyük mürşidin, ilim ve irfan neşri, güzel âleme kavuşmasına sebep olan hastalığına kadar devam etmiş, 19 yıl irşat seccadesinde oturmuşlardır.

Sureti ve sireti şeriatı mudahharaya ve sünnet-i seniyyeye uygun, güzel tabiatlı, zahit, cömertliği ve elinin açıklığı herkese şamil, kutsi nefesleri ve açık kerametleri ile tanınmış kâmil bir mürşit idiler.

Vefatlarına 15 gün kala talebelerine haber göndererek, kendisinin Hakk yolcusu olduğunu ve görmek isteyenleri kabul edeceğini duyurmuş ve binlerce insan O’nu son kez dünya gözü ile görmek ve helalleşmek için Nevşehir’e gelmişlerdir.

Nihayet (Külli nefsin zaikatül mevt) ayeti celilesi fehvasınca, fena diyarından beka diyarına, 2004 Muharrem ayının 23.günü Pazar sabahı sayılı nefeslerini ikmal ederek, hayatı boyunca hasreti ile yanıp tutuştuğu Resuller Resulüne kavuşmuştur.

Vefat haberi duyulunca, binlerce insan o büyük mürşidin cenazesine katılmak ve salına dokunmak için bir birleri ile yarışmıştır. Daha sonra Nevşehir Kurşunlu Camiine eller üzerinde gelen o büyük mürşidin mübarek naaşı, öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazından sonra tekrar eller üzerinde ve Tevhid-i şerifler okunarak, Kaldırım Mezarlığında ebedi âleme uğurlanmıştır.

Abdullah Baba Hazretlerinin maddi varlığı gözler önünden çekilmiş fakat manevi varlığı gönüllerdedir ve gönüllerde kalacaktır.
Allah-u Teâlâ Hz.leri, O mübarek zatı rahmeti ile kuşatsın, sevenlerinin üzerinde himmet ve feyzini daim kılsın.

İlel Cenneti Ebeda...

Günün Ayeti

“Dikkat edin! Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. Onlar iman eden ve takvâ sahibi olan kimselerdir.”

📚  Yûnus Suresi 62–63

Günün Hadisi

“Âlimler peygamberlerin varisleridir.”

📚 Ebû Dâvûd, İlim,1 Tirmizî, İlim, 19

Günün Sözü

İmam Gazâlî (ks)

“Salihlerin hayatını okumak, kalpleri diriltir; çünkü onların sözleri ilâhî rahmetin izlerini taşır.”

📚 İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’l-İlim

Mesneviden

"Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit bir şüpheye düşme... Cenazemi görünce ayrılık, ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır."



📚 Rubailer 38

Günün Duası

Allah’ım! Kalplerimizi Senin dinin üzere sabit kıl.”

📚 Tirmizî, Kader, 7 Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 182

“Allah’ım! Bizleri salih kulların yolundan ayırma, onların sevgisini kalplerimize yerleştir ve bizleri onların izinden gidenlerden eyle.”

📚 Peygamber dualarından derleme, bkz. Nevevî, El-Ezkâr

Günün Videosu
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.