Haccâc bin Yûsuf, “Zâlim” lâkabıyla tanınan meşhur Emevî valisiydi. Yirmi beş yıllık valiliği sırasında Emevîler’in muhaliflerine karşı çok sert ve acımasız davranmış, aralarında Enes bin Mâlik’in de (ra) bulunduğu pek çok kişiye zulmetmiş, meşhur muhaddis ve müfessir Saîd bin Cübeyr dahil binlerce müslümanı şehid etmiştir. Esmâ binti Ebû Bekir, oğlu Abdullah bin Zübeyir’i şehid ettikten sonra yanına gelen Haccâc’a şöyle demiştir:
“Resul-i Ekrem Sakif’ten bir yalancının, bir de zalim, hunhar birinin çıkacağını haber vermişti. Gördük ki yalancı, Muhtar es-Sakafî imiş; bozguncu da sensin!”
Hasan Basri Hz.leri ise hicri 642 yılında Medine’de doğmuştur. Hasan-ı Basrî’nin annesi Hayre, Resûl-i Ekrem’in eşi Ümmü Seleme’nin âzatlısı ve hizmetkârıdır. Bundan dolayı onunla daha çok Ümmü Seleme ilgilenmiş, bilgili ve hakîm bir kişi olarak yetişmesinde bu ortamın büyük rolü olmuştur. Yetmişi Bedir gazisi olmak üzere 120 kadar sahâbî ile görüşme imkânı bulmuştur. Daha sonra Vâdilkurâ’ya giderek burada kendini ilme vermiştir. İstifade ettiği sahâbîler arasında Enes b. Mâlik ilk sırada yer alır. Hz. Ali’nin halife olmasının ardından ailesiyle birlikte Basra’ya gitmiş ve ömrünü burada geçirmiştir. Bu sebeple zalim Irak valisi Haccac ile de yolları kesişmiştir.
Nakledeceğimiz olayda ismi geçen zalim Haccac ve Hasan Basri Hz.leri ile ilgili kısa bilgiler vererek başladık ki bundan sonra anlatacaklarımız zihnimizde anlam bulsun. Buyurun, Basra sokaklarındayız;
Haccac Bin Yusuf, Hasan-ı Basri Hazretlerini görmek üzere Basra'ya gitmeye niyetlenir. Bu haber Buhara tarafına da yayılır. Basra halkı O'nun geleceği için çok mahzun bir halde, bir yere toplanırlar. Şayet o gelecek olursa, O'nunla vuruşmak için izin almak üzere Hasan-ı Basri Hz.lerine gelirler. O da:
- Eğer siz Haccac'ı yeneriz zannediyorsanız, Cenabı Hak'kın dünyada Haccac gibi ne zalim kulları vardır. Haccac'dan daha zalimini musallat edip, yine sizi terbiye eder, diye buyurur.
Basra ahalisi ise: “Buna çare nedir?” diye sordukları zaman, Hasan-ı Basri Hz.leri:
“Evlerinize gidin, malınız içinde haram var ise çıkarıp sahibine verin, sahibini bulamaz iseniz, o malı mescidlere götürün ve sahibinin hayırı için, fakirlere tasadduk edin.
Evlerinizde nikâhsız kadın var ise çıkarın. Nikâh mümkün olanı nikâh edin.
Ve Cenabı Hak ile aranızda olan günahlara da tevbe edin.
Mescidlerde kıbleye karşı oturarak Kur'an-ı Azimüşşan okuyun. Umulur ki, Cenabı Kaadir-i Kayyum bu belayı kaldırır.”
Bunun üzerine Basra ahalisi, O'nun emirlerini yerine getirir ve Kur'an-ı Kerim okumaya başlarlar. Nihayet bir de müjdeler gelir ki, Haccac Basra'ya gelmekten vazgeçmiştir. Hasan-ı Basri Hz.leri:
- Ben O'nun geri döneceğini biliyordum, deyince, Basra halkı “Nasıl bildiniz?” diye sorarlar.
Hasan-ı Basri Hz.leri:
-Bir kul ki, sizin işlediğiniz ameli işleyip de, Cenabı Hak'ka dua ve iltica ederse, duası kabul ve belası def olur, buyurur.
Acaba yöneticiler iyi ve dürüst olunca mı toplum sağlıklı ve iyi olur, yoksa halk iyi ve dürüst olunca mı yöneticiler adil ve ehliyetli olur?
"Haccac’a lanet olsun." diyen birine Hasan Basri Hz.leri:
“Böyle yapmayın. Çünkü o sizden biri olarak iş başına geldi. Eğer o azledilirse korkarım başınıza daha kötüsü gelir.” demişti.
İnsanlar her zaman layık oldukları yönetim tarzıyla yönetilirler, kendileri iyi olurlarsa yöneticileri de iyi olur, kötü olurlarsa yöneticiler de kötü olur. Zira yöneticiler halkın içinden çıkarlar ve onların bir parçasıdırlar.
Hasan-ı Basri Hz.lerine bir gün şöyle sorulur:
“Niçin başımıza böyle zalimler musallat oluyor?”
Cevabı manidardır:
“Amelleriniz sebebiyle.”
Bu cevap şu hadisi hatırlatır:
“Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.”
Yüce Mevla Kuran-ı Azüm-üş şan’da;
“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Allah) çoğunu da affeder” (Şûrâ/30)
“Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.” (En’am, 6/129) buyurmuştur.
Hasan-ı Basrî Hz.lerinin “Allah size Haccac'dan daha zalimini musallat edip, yine sizi terbiye eder” sözü bu âyetin tefsiri gibidir. Yani dıştaki zulüm, içteki bozulmanın aynasıdır. Öyle ise “Zalim yöneticilerden önce, bozulmuş kalplerden kork.”
Eğer bir toplum sahip olduğu yüksek manevi değerleri korursa Allah Teâlâ onları çöküşten korur. O halde yapılacak şey Müslüman toplumun kimliğini oluşturan manevi değerleri geliştirmek ve sağlamlaştırmaktır.
“Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d /11)
Hasan-ı Basrî Hz.leri Haccac ile savaşacağız diyen halkı silahlı mücadeleye değil, manevî mücadeleye çağırmıştır. Yaklaşımı üç aşamalıdır: Tevbe ile iç temizliği, helâlleşme ile kul haklarından arınmayı, Kuran ‘a yöneliş ve dua ile ilahi bağın güçlenmesini amaçlamıştır.
Bu üçü birleştiğinde bela ortadan kalkar. Çünkü Rabbimiz, Nur suresi 55. Ayette;
“Allah, iman edip salih amel işleyenleri yeryüzünde mutlaka güç sahibi kılar.” Buyurmuştur.
O’nun şu sözü bu kıssanın özüdür:
“Kalbin ıslah olmadan, hâlin ıslah olmaz.” Islah ise yukarıdan değil aşağıdan başlar.
Şimdi Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin bu yaklaşımını günümüz dünyasına taşıyalım. Tarihte Haccâc bin Yûsuf bir şahıstı.
Bugün ise “Haccâc”; Adaletsiz yönetimler, ekonomik krizler, ahlâkî çöküş, aile yapısının zayıflaması, gençliğin manevî boşluğu, toplumsal huzursuzluk şeklinde karşımıza çıkar.
Hasan-ı Basrî’nin verdiği cevap, sadece bir valiye değil, her çağın krizine verilmiş bir cevaptır. Biz genellikle sistemi, siyaseti, yöneticileri konuşur ve suçlarız. Ama Kur’an bize kalbi, aileyi ve ahlâkı işaret eder.
Yüce Allah“ Kötü toplumun yöneticisi kötü olur. Ahirette cehenneme gönderilecek olan zalim ve kâfir halk liderlerini, liderler de onları suçlayıp birbirlerini lanetleyeceklerdir.” (A’raf /39, Şuara /99, Ahzab/67) buyurmuştur.
Beyhaki, Ka’b’ın şöyle dediğini nakleder:
"Allah her dönemin hükümdarını halkın kalbine göre gönderir. Onları düzeltmek isterse salih birini, helak etmek isterse kötü birini hükümdar olarak gönderir." ( İsra /16. ayetin tefsiri)
Halkın kötü yöneticileri iş başına getirmeleri Allah’ın onlara gazap etmekte olduğunun, iyi yöneticileri iş başına getirmeleri ise onlardan razı olduğunun işaretidir. Toplumda ki kötü gidişattan herkes sorumludur. Zira bunda genel olarak herkesin az ya da çok payı vardır. İyileşmenin ve düzelmenin şerefi de hem yönetenlere, hem de yönetilenlere aittir. Zira toplum yöneteni ve yönetileni ile bir bütündür.
Müslümanın görevi toplumları ayakta tutan değerleri, özellikle ahlak kurallarını ve Allah korkusunu, hak ve hukuka saygıyı tabana yaymaktır. Toplumu düzlüğe çıkarmanın yolu budur. Düzelen bir toplumda ister istemez, yöneticiler de düzelir.
Biz genelde şöyle düşünüyoruz: “Dış şartlar düzelirse biz de düzeliriz.”
Oysa şöyle demeliyiz “Biz düzelirsek şartlar düzelir.” Bu, kadercilik değil; ilâhî sünneti bilmektir.
Hz. Mevlana’mızın buyurduğu gibi günümüzde mottomuz şu olmalıdır. “Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek isterdim. Ama bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum."
Çünkü toplumsal değişim önce bireyde başlar ve başlangıç noktası kalbimizdir.
Vesselam
"Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız."
📚 En'âm Suresi, 129. Ayet
"Sizden önceki ümmetlere bakın; onların salihleri olduğu gibi kötüleri de vardı. Kötüler, salihlere uymaz, salihler de kötülere benzemezdi. Siz de öyle olun. Eğer bir toplulukta iyiler olursa, Allah o topluluğu iyileri sebebiyle korur."
📚 İbn Mâce, Fiten, 17
SÜFYÂN-I SEVRÎ'den:
"Sultan (yönetici) ancak, halkın amellerinin yansımasıdır. Halk salih olursa sultan da salih olur, halk bozulursa sultan da bozulur."
📚 İbn Receb, Câmiu'l-Ulûm ve'l-Hikem, 1/342
"Sen kendini insan sanırsın ama kendini bir an ıslah edemezsin. Sen kendini bir gün düzeltemedikten sonra, bütün âlemi düzeltmeye kalksan ne fayda?"
📚 Mesnevî, 4. Cilt, 1420-1421.
"Allahümme innî e'ûzü bike mine'l-hemmi ve'l-hazen. Ve e'ûzü bike mine'l-aczi ve'l-kesel. Ve e'ûzü bike mine'l-cübni ve'l-buhl. Ve e'ûzü bike min galebeti'd-deyni ve kahrı'r-ricâl."
"Allah'ım! Üzüntüden, tasadan; acizlikten, tembellikten; korkaklıktan, cimrilikten; borç altında ezilmekten ve insanların kahredici baskısından sana sığınırım."
📚 Buhârî, Da'avât, 36; Müslim, Zikir, 72