İMSAKİYE KONYA
Miladi | Hicri
İMSAK
--
GÜNEŞ
--
ÖĞLE
--
İKİNDİ
--
AKŞAM
--
YATSI
--
İFTARA KALAN
--:--:--
DÜŞMANDA İMKÂN VARDI, MEHMETÇİKTE İMAN İŞTE BUYDU ÇANAKKALE'Yİ GEÇİLMEZ KILAN
Tarih:19.02.2026

 “Müslüman kimdir? Türk kimdir? Anlamak mı istiyorsun? İlk rastladığın suda kendine bak. Gölgeni görür anlarsın, inanırsın yaman Türkoğlu seni...

İşte Kandiye Kalesi'ni toprak yığınına çeviren senin gibi Türk oğullarıydı.

Kuşatmada bulunan kahramanlarımızın içinde bile pek büyük kahraman olarak tanınan Gazi Zeynel Bey bir gün savaş başladığı sırada çatışma henüz doğmayan güneşten önce alevlenirken gülle yağmurundan ateş bataklığına benzeyen ve en korkunç kale burcunun eteğinde bulunan küçük meydancığa seccadesini yaydırdı, sabah namazını kılmaya başladı. O anda bir gülle, bir aslan sürüsünü dağıtabilecek kadar korkunç ve kudurmuş bir gülle kaleden fırladı Zeynel Bey'in namaz kıldığı seccadenin beş-on adım ilerisine düşüverdi. O zaman Zeynel Bey ne yaptı dersiniz? Namazını bozdu mu? Fırlayıp kaçtı mı? Estağfurullah.

Saf Müslüman olan kişi ölüm kendi kucağına gelse, atılsa da namazını bozmaz. Halis Türk olan, ateş canına da işlese yerinden kımıldamaz.

Zeynel Bey secdeye kapandı, bombanın patlamasını bekledi... Gök gürler gibi bir ses... Ormanları titretecek bir yıldırım. Bomba patlamıştı. Zeynel Bey'i Allah korudu, hiçbir tarafına en ufak bur zarar bile işlemedi. İşte bir şey ki akıllar ermez, sırrını en yüksek düşünceli âlimler bile kavrayamaz.

Allah'ın hikmetleri yıldızlar kadar çoktur, gökler kadar bitmez tükenmez. İşte Zeynel de değil bir insanı bir bölüğü bile parçalayacak, bitirip yok edecek kuvvette olan bu bombadan Allah'ın yardımıyla kurtulmuştu. Ancak Zeynel Bey ölümden kurtulduğu için sevineceğine şu hâle bakınız pek fazla endişeler içindeydi. Kederi ve derdi o nurlu yüzünün her çizgisinden okunuyordu. Sebebi nedir askerler? Sebebini bulamazsınız. Kimse bulamaz. Zeynel Bey'in dini o kadar bütün idi ki bomba patlayıncaya kadar başını seccadeden kaldırmadığı için namazı bozuldu mu acaba? İşte o koca kahraman bunu merak ediyordu. Hemen Sadrazam ve Ordu Kumandanı Fazıl Ahmet Paşa'nın yanına koştu. Fazıl Ahmet Paşa asker olduğu kadar da okumuş bir büyük insandı. Zeynel Bey huzuruna gelip de:

“Bomba patlayıncaya kadar başımı secdeden kaldırmadım, ne buyurursunuz. Sakın namazım bozulmuş olmaya!” Deyince Sadrazam bu Kur'an bozulamayacağını sevincinden gözleri yaşararak anlattı. Canlı yüksek vicdanlı kahramanı bağrına bastı.

İşte Allah'ın sevdiği asker böyle olur. Peygamber ümmetine böyle olmak yaraşır. Türk'ün kendisi kadar sağlam dini, inancı işte bu kadar yüksektir.”

Yeni Mecmua özel sayısında bu hatıratı ilk okuduğumuzda Hz. Ali (ra)’ın savaşın en şiddetli anında dahi namazın ertelenemeyeceğini vurgulayarak, "Uğruna savaş verdiğimiz değerleri erteleyip ötelersek, savaşı kazansak da değerlerimizi kaybederiz" cevabını verdiği geldi aklımıza…

Çanakkale deyince; yazılacak ve söylenecek binlerce söz, yüzlerce hatırat var tozlu raflarda bekleyen. Bir kısmını duyup ezberlediğimiz bir kısmını ise hiç duymadığımız.

Müsaadenizle Çanakkale siperlerinde bir askerin kızına yazdığı mektubu da paylaşmak istedik sizlerle;

"Benim güzel kızım, bugün 14 Temmuz, Ramazan'ın ikinci günü. Şeyhülislam, 'Oruç tutmayabilirsiniz' diye fetva yayınladı. Ama benim içim rahat etmedi; oruca niyetlendim. Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum. Onlarla sahur ettim. Gündüz yeni siperler kazdık; hiç susamadım. Taarruz arttı, kafamızı çıkaramadık.

Akşam olunca bir asker ezan okudu. Siperin içinde matara elden ele dolaştı; herkes orucunu su ile açtı. Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum. Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş. Matara en son bana geldi. Geldi ama ben kendimden utandım. Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar. Ben ise iki çiriş yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim. O gün, oruçlu şehit olan Erzurumlu, Tokatlı, Sivaslı ve memleketimizin her yerinden şehit olan arkadaşlarımın hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm..."

Bu hatıra, bir milletin varoluş mücadelesi verirken dahi manevi değerlerinden nasıl taviz vermediğinin en güzel örneklerinden biridir. Çanakkale ruhunun özünü oluşturan kardeşlik, fedakârlık ve iman kavramlarının en saf halidir. Askerler, fetvanın verdiği dini kolaylığı kullanmamış, ibadetlerini en ağır şartlarda yerine getirmeyi tercih etmişlerdir.

Malumunuzdur ki Bedir Harbi Ramazan orucunun farz kılınmasından hemen sonra, Müslümanların oruçlu olduğu bir dönemde gerçekleşmiştir. Henüz seferi olanlara oruç muafiyeti getiren ayet inmediği için, Hz. Muhammed (sav) ve ordusu, en zorlu şartlarda, aç ve susuz halde bu büyük savaşı oruçlu olarak kazanmıştır. Yukarıda naklettiğimiz iki hatırayı ve benzerlerini okuduktan sonra Mehmet Akif Merhumun şu mısralarında ne demek istediğini çok daha iyi anladık;

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.

Milletimiz bundan 111 sene evvel I. Dünya Savaşı'nın en kanlı cephesi olan Çanakkale'de, sadece Türk tarihinin değil dünya tarihinin de seyrini değiştiren çok büyük bir zafer kazanmıştır. Çanakkale Cephesi'nde bütün imkânsızlıklara rağmen kahraman ordumuzun verdiği bu destansı mücadele de Çanakkale'yi Çanakkale yapan en önemli unsur, silahların ve cephanenin çokluğu değil, iman dolu göğüslerin cesareti ve fedakârlığıdır.

Bu iman şuuru, askerimize şu değerleri kazandırmıştır: Ölümden korkmamak, kardeşini kendine tercih etmek, en zor şartlarda bile ibadetten vazgeçmemek, vatanı canından aziz bilmek, dünyevi kolaylıkları değil, uhrevi kazançları öncelemek…

Çanakkale Zaferi sadece ulusal bir direniş değil ümmetin kalbinin bir ve beraber atmasının kutlu neticesidir.

Çanakkale'de askerlerimiz için ölüm; yok oluş değil, "şehadet" yani Allah'a kavuşma vesilesiydi. Bu inanç, onlara "ölümü öldüren" bir cesaret vermiştir. Siperlerde "Ölürsem şehit, kalırsam gazi" anlayışıyla savaşmışlardır.

Çanakkale, zulmün ve küfrün her türlü imkân ve silahına karşın, iman dolu yüreklerin kıyâm ettiği, yerin ve göğün “Allah-u Ekber” nidalarıyla inlediği bir şahlanıştır.

Çanakkale, “Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!” dizelerinin vücut bulmuş hali, Allah yolunda cihad ve şehadet ruhudur.

Çanakkale, Anadolu’nun her evinden, Rumeli’nin her bölgesinden, İslâm coğrafyasının her beldesinden imanı, gayesi ve duygusu bir olan müminlerin sıradağlar gibi omuz omuza vererek gösterdiği ümmet olma şuurudur.

Çanakkale, düşman askerinin yarasını gömleğiyle saran, kendi yarasına ise toprak basan, kırbasındaki suyu düşmanıyla paylaşan kahraman Mehmetçiğin dünyaya öğrettiği İslam’ın savaş hukukudur.

Çanakkale'de muzaffer olmamız sadece ülkemiz sınırlarıyla ilgili bir durum değildir. Bu büyük zafer, mazlum ümmetin kurtuluşu için verilen bir ölüm kalım mücadelesidir. Çanakkale’ye koşan kadın erkek,  genç-yaşlı, herkes ama herkes İslâm/Hilâfet bayrağının düşman çizmeleri altında çiğnenmemesi için varını yoğunu ortaya koymuştur. Böylece yüzyıllar sonra Bedir ruhu Çanakkale'de tekrar ihya olmuştur. Bütün insanlığın ve İslâm ümmetinin son adası olan ve hilâfetin bayraktarlığını yapan Osmanlı'nın yeniden can bulması Müslüman devletlerin kaybolan umutlarının yeniden yeşermesine vesile olmuştur.

Bugün başta ABD olmak üzere, dünyaya hâkim olan büyük devletlere baktığımızda bizim gibi köklü, insanî ve büyük zaferlerle dolu tarihlerinin olmadığı görülür. Bu devletleri ayakta ve bir arada tutan tarihleri ve ortak değerleri değil hayatlarını daha yaşanılır kılan ekonomik refah düzeyleridir. O ortadan kalktığında çözülme de kendiliğinden başlayacaktır biiznillah…

Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Osmanlı'dan bugünkü Türkiye'ye kadar gelen süreçte millî ve manevî değerlerimiz bizi bir arada tutan ortak dinamiklerdir. Bu değerlerimizin bizi birleştirici ve ayakta tutucu özelliklerinden yeterince yararlandığımız söylenemez.

Günümüzde gençlerimizin tarih şuurunun eksikliğinden veya hiç olmayışından hep şikâyet eder dururuz. Aslında bu konuda tek suçlu gençler değildir. Asıl suçlu, onlara bu idraki kazandır(a)mayan bizleriz. Maalesef geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza ümmet, diriliş ve direniş şuuru kazandıramadık. Gönül bahçelerine diriliş tohumları ekemedik, ektiklerimiz de çürüdü.

Bu ülkenin birlik ve beraberliği ve ilelebet payidar olması için en çok ihtiyacımız olan şey Çanakkale şuurudur. Bizler Çanakkale şuuruyla aynı paydada toplanabilirsek ancak iri ve diri oluruz. Bu topraklar Çanakkale ruhuyla kazanıldı, işte bundan sonra da aynı ruhla muhafaza ve müdafaa edilebilir. Bunun aksini söylemek kuru hamasetten öte bir şey değildir.

Bu şuurla savaşan Mehmetçik, yalnızca bir toprak parçasını değil, bir milletin istiklalini ve istikbalini kurtarmıştır. Onların bu iman dolu mücadelesi, bugün bizlere emanet edilen en büyük mirastır.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Günün Ayeti

“Nice az topluluklar vardır ki Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.”

Bakara Suresi, 249

Günün Hadisi

“Allah, bu ümmete zayıfları sebebiyle yardım eder; onların duası, namazı ve ihlası sebebiyle.”

Nesâî, Cihad, 43; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 198

Günün Sözü

İmam-ı Rabbânî Hazretleri:

“Hak yolunda çekilen zahmetler, kul için rahmettir; zahmetsiz kazanılan zaferin kıymeti olmaz.”


Mektubat, 1. Cilt, 36. Mektup

Mesneviden

“Gece, âşıkların gündüzüdür; gece olunca gönül uyanır, Hak’ka giden yollar açılır.”

Mesnevî, I. Cilt

Günün Duası

“Allah’ım! Sen benim yardımcım ve destekçimsin. Senin yardımınla mücadele ederim, Senin yardımınla saldırırım ve Senin yardımınla zafer kazanırım.”

Ebû Dâvûd, Cihad, 89; Tirmizî, Deavât, 48

Günün Videosu
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.