İMSAKİYE KONYA
Miladi | Hicri
İMSAK
--
GÜNEŞ
--
ÖĞLE
--
İKİNDİ
--
AKŞAM
--
YATSI
--
İFTARA KALAN
--:--:--
ÜÇ NASİHAT
Tarih:19.02.2026

Kuşun biri, hile ve tuzakla yakalanmıştı. Kuş, kendini yakalayana dedi ki:

“–Ey efendi! Sen hayatında birçok sığır ve koyun yemişsindir; birçok deve de kur­ban etmişsindir! Sen onların etleriyle dâhi doymadın, benim bedenimle mi doyacaksın?!. Beni serbest bırak da, sana üç öğüt vereyim. Vereyim de, bil bakalım akıllı mıyım, aptal mıyım?

O üç öğüdümün birincisini senin elinde vereyim, ikinci öğüdümü damın üstünde vereyim. Üçüncüsünü de ağacın üstüne konunca söylerim. Sen, bu üç öğüt sayesinde mesut olursun! Elinde iken vereceğim öğüt şudur:

“Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin, inanma!”

Kuş o değerli olan ilk öğüdü söyleyince, kendini yakalamış olan el gevşedi, âzâd oldu, uçtu ve duvarın üstüne kondu. Orada ikinci öğüdünü söyledi:

“Bir de geçmiş gitmiş şeye gam çekme! Bir şey senden geçip gittikten sonra, onun hasretini çekme! Geçmişe acımak, geçmişe hasret duymak yanlış bir iştir; giden geri gelmez! Onu yâd etmek de boş şeydir!”

Ondan sonra dedi ki:

“–İçimde on dirhem ağırlığında çok kıymetli, eşi bulunmaz bir inci vardır! O inci, seni de, çocuklarını da devlete ve saâdete kavuştururdu! Fakat kısmetin değilmiş; dünyada eşi bulunmayan o inciyi kaçırdın!”

Bunun üzerine avcı feryâd u figān etmeye koyuldu. Kuş, avcının bu hareketi üzerine;

“–Sakın; Geçmiş bir şeye gam çekme! demedim mi!?” dedi.

“Mademki inci elinden gitti, neden gam çekiyorsun? Sözümü anlamadın mı?  Sağır mısın? Sonra, bir de sana; “Olmayacak şeye sakın aldanma! “demedim mi?” dedi. Ve devamla;

“–A aslanım; benim kendim üç dirhem gelmez bir serçe kuşu iken, içimde on dirhemlik inci nasıl bulunabilir?”

Adam kendine geldi de;

“–Pekiyi!” dedi. “Haydi, o üçüncü öğüdü de söyle!”

“–Evet!” dedi kuş. “Öbür öğütleri tuttun da, üçüncüsünü sana bedava söyleyeyim, öyle mi?

Yine Aşk erimiz Hz. Mevlana’dan bir kıssa paylaştık sizlerle…

Hikâyede, insanın dinlediği nasihatleri değerlendiremeyişi, gaflet ve ahmaklık içinde az evvel işittiği sözün dahi hakikatini idrâk edemeyişi; tebessüm ettirici, fakat düşündürücü bir şekilde anlatılmıştır. Fakat bu hikâyeye gülüp geçen bizler aslında kendi halimize gülüyoruz.

Hz. Mevlana, hikâyenin sonunda doğrudan kendi sesiyle veya kuşun diliyle olayı yorumlar ve asıl mesajı verir.

“ Gaflet uykusuna dalmış bir bilgisize öğüt vermek, çorak bir yere to­hum ekmektir! Yahut çölü sulamak gibidir. Ahmaklığın, bilgisizliğin yırttığı şeyi, artık hiçbir yama tutmaz! Ey öğütçü; oraya hikmet tohumu pek ekme!”

Bu sözlerle Hz.Mevlana şu önemli noktalara dikkat çeker:

Öğüdün değeri muhatabın anlayışına bağlıdır. Verilen öğütler, ancak onu anlayacak, dinleyecek ve hayatına geçirecek kişilere fayda verir. Tıpkı verimli toprağa ekilen tohumun yeşermesi gibi, güzel sözler de gönlü ve aklı açık insanda karşılık bulur.

Toplumda, Hakk’a yahut halka karşı suç işleyen insanların, ‘akılsız’ oldukları söylenemez. Zekâ taşımadıkları, bilgisiz oldukları da iddia edilemez. Demek ki, nasihatlerden istifade edebilmek için akıl yeterli olmamaktadır. Aklı aşan; inanç, muhabbet, teslimiyet ve itaat gibi duygulara ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca, nasihate, insana kendi aklının yetmemesinden ihtiyaç duyulur. Zira darb-ı meselde geçtiği üzere; “Akıl, akıldan üstündür.”

 “Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.” (Yûsuf / 76)

 Nasihat dinlemeyenlere söz anlatmak çok zordur. Hikâyedeki avcı, kuşun ilk iki öğüdünü duymuş olmasına rağmen, hemen ardından gelen "inci" yalanına kanarak üzülmeye başlar. Bu, onun verilen öğütleri içselleştirmediğini, sadece duyup geçtiğini gösterir. Mevlana böyle "gaflet uykusundaki" kişilere ne kadar söz söylense de boş olduğunu, onların bu cehaletlerinin bir türlü onarılamayacağını anlatır.

Nasihate ihtiyaç duymadığını düşünmek, kibir ve gururdan kaynaklanan bir ahmaklıktır. Allah Rasûlü tebliğine başladığı zaman; Mekke’nin ileri gelenlerinden birçoğu, O’nun davetine icâbet etmeyi gururlarına yediremediler. Taassup göstererek hakikatin düşmanı oldular.

Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur:

“(Salih de) o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi:  

“Ey kavmim! Ben size Rabbimin buyruklarını tebliğ ettim, size samimi olarak nasihatte bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyordunuz” (A‘râf /79)

Mü’minler ise, dâimâ sohbet ve nasihate aç ve muhtaç olduklarının bilincindedirler. Âyet-i kerîmede;

 “Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.” (Zâriyât / 55) buyurulmuştur.

Hikâye, insanın sadece duyduğuna değil, aklıyla mantık süzgecinden geçirdiğine inanması gerektiğini vurgular. "Üç dirhemlik kuşta on dirhemlik inci olur mu?" sorusu, aklın ve sağduyunun sesidir. Bu sesi duymayan avcı, sürekli yanılgıya düşer. Öyle ise; Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin, inanma!

Mü’minler, Allah Rasûlü (sav)’in bildirdiği gaybî hususlara îmân ederler. Bunlarda da Kur’ân ve Sünnet’in yani vahyin doğruluğunu esas tutarlar. Mûcize ve kerâmet gibi hârikulâde hâdiseler de haktır. Fakat bunlar dışında; kendisine bildirilen, aktarılan, hattâ gösterilen şeyleri müslümanlar, şeriat mihengine vurmalıdırlar.

Çünkü insanların hayret verici şeylere düşkünlüğünden istifade eden sahtekârlar; olmayacak hikâyeler, rüyalar ve vaatlerle, insanların inanç dünyasını istismar edebilmektedir.

Hz. Mevlana ne güzel hikâye eder:

“Sahte para büyüklük taslar da, her an;

–Ey ayarı tam altın! Der. Ben, senden hiç değersiz olur muyum?

Altın ona cevap verir, der ki:

Evet, kapı yoldaşı! Fakat mihenk taşı geliyor; imtihana hazırlan!

İslâmiyet’te her şeyin mihenk taşı; şer-‘i şeriftir, istikamettir, takvâdır. Tasavvuf, şer‘î ölçüler ve istikamet üzere, Kur’ân ve Sünnet’in, mânevî ve rûhânî derinlikte hayata geçirilmesidir.

Kısaca Hz. Mevlana bu hikâyede, bilgelik ve öğüdün ancak onu almaya hazır, aklını kullanan ve gafletten uyanmış gönüllere hitap ettiğini söyler. Nasihat dinlemeyen, kendi hırs ve heveslerinin peşinde koşan kişilere söz anlatmanın, çorak toprağı ekip biçmek kadar faydasız olduğunu ifade eder. Günümüz ifadesi ile “Anlamak istemeyene fazladan izahat lisanen kabahattir.” Bu yüzden kuş, üçüncü öğüdünü vermeyerek Hz. Mevlana’nın bu mesajını en çarpıcı şekilde ortaya koyar.

Bu güzel açıklamaların üstüne haddimiz olmayarak birkaç kelam da de biz etmek istedik;

Nasihat ya da öğüt; İçinde iyilik bulunan şeye çağırma ve içinde bozukluk bulunan şeyi de yasaklamadır. Bu kelimenin kökü Nush kelimesinden gelmektedir. Nush kavramı, muhatabın yararına olan bir işi veya sözü araştırıp bulmaktır.

Nasihatin alınmasının ve anlaşılmasının birtakım kuralları vardır.

Birincisi; Söylenilen şeyi işitmektir. Eğer yapılması emredilen bir şeyse yapmak, yapılması yasak bir şeyse yapmamaktır. Çünkü Allah (cc) mü’minlerle ilgili olarak söyle buyuruyor: 

“Onlar sözü işitirler ve akabinde onun en güzeline tabi olurlar. İşte bu kimseleri Allah hidayete erdirmiştir ve işte onlar akıl sahipleridir.” (Zümer/18)

Vehb b. Münebbih'ten, şöyle rivayet edilmektedir: ‘Dinlemenin adabından bazıları şunlardır; Organların hareketsiz durması, gözün sağa-sola bakmaması, kulak kabartması, dikkatini toplamak, gereğince amel etmeye karar vermek. İşte yüce Allah'ın sevdiği şekilde dinlemek budur. Bu ise kulun azalarını tutması ve onları başka şeylerle meşgul etmemesi ile olur. Aksi takdirde kalbi dinledikleriyle uğraşamaz, başka şeylerle meşgul olur. Gözü sağa-sola bakmasın ki, kalbi gördükleriyle oyalanmasın. Dikkatini toplasın ki, dinlediğinden başka şeyler içinden geçmesin. Ayrıca kavramaya karar vermeli ve kavradığıyla da amel etmelidir.’

Sahabe Allah Resulü’nü dinlerken sanki başlarında bir kuş varmışta kıpırdasalar uçacakmış gibi dinlerdi. Hatta şöyle dedikleri rivayet edilir “biz sadece onun ağzından çıkan sözlere değil gözünü kaç kere kırptığına bile dikkat ederdik.”

İkincisi: İşitmenin doğal sonucu işitilen şeye tabi olmaktır. Bu konuda mü’minlerin tavrını Rabbimiz Allah (cc) şöyle beyan buyuruyor:

Rasul, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. ‘O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak sanadır’ dediler” (Bakara /285)

Bu ayette “İşittik ve itaat ettik” lafzı Müslümanların Allah’ın kelamı karşısındaki konumunu belirtir. İşitmenin arkasından gelecek eylem itaat ve ittiba olmalıdır.

Üçüncüsü: Nasihatçıyı dinleyen de nasihatçi gibi halis niyetli olmalı, gösterilen hayrı kabul etmeli ve ona yönelmelidir. Nasihatçının sözleri çarpıtılmamalı veya anlamamazlık yapılmamalıdır. Rasulullah (sav) işte bu manaya dikkat çekerek şunları söylemektedir:

 Ebû Hureyre (ra)'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“(Bir yerde) oturup hikmetli konuşmayı dinledikten sonra (konuşmacı) arkadaşından işittiği (sözlerin) yalnız şer (yâni yanılma, unutma veya dil sürçmesi eseri) olanı anlatan kişinin durumu, şu adamın durumuna benzer ki, bir çobanın yanına varır ve ‘Ey çoban! Bana koyunlarından kesilmeye elverişli (semiz) bir koyun ver’ diye talepte bulunur. Çoban (da)  ‘Git de koyunların en iyisinin kulağından tut (götür)’ der. Bunun üzerine adam gidip sürünün köpeğinin kulağından tutar.”

 Bu hadisin zahirinden anlaşılan odur ki: Nasihat edici ne kadar güzel anlatırsa anlatsın, dinleyen eğer bir eksik ve hata bulacaksa, kendine göre bir şeyin kulağından tutup onu getirebilir. Nasihatçi iyi niyetli olduğu kadar, nasihat dinleyenin de iyi niyetli olması esastır. Hadiste niyeti iyi olmayanın getirmiş olduğu ve kendisince kötü olan şey asıl itibariyle konuşulan şeyle de alakalı değildir. Çünkü o koyun ile köpeği birbirinden ayıramayacak kadar cahil bir kördür. Ya da hırs gözünü kör etmiş de delil olmayacak bir şeye delil diye sarılmıştır. Allah (cc) bizi böyle bir hatadan muhafaza etsin.

Ne yazık ki insan en büyük nasihatçisi olan sessiz vaizi yani ölümü dahi dinlemez. Son nefes için, âhiret yurdu için çalışmaz. Ezanları işitir, ayağı camiye gitmez. Feryatları duyar, yardım etmez. Sohbetleri duyar, âyetleri, hadisleri ezbere bilir, hattâ, böyle güzel hikmetli sözleri mesajlar hâlinde eşine dostuna gönderir, devrimizin tabiriyle paylaşır, fakat kendisi o hakikatlerle amel etmez.

Resulullah’ın vefatından sonra müminlerin annesi Hz. Aişe validemize bir genç sık sık gelip “bana nasihat et” derdi. Hz. Aişe validemiz bir gün “Oğulcuğum sana bundan önce ettiğim nasihatleri tuttun mu yapman gerekenleri yaptın mı?” diye sordu

Genç henüz yapmadığını söyleyince Aişe validemiz;

“Önce git önceki nasihatlerimi yerine getir sonra gel yenilerini öğren” dedi.

Peki, nasihat verenin de dikkat etmesi gereken hususlar nedir?

Nasihat veren kimse, kendini sanatkâr bir tamirci gibi düşünmelidir. Tamirciye eşyanın bozuğu gelir. Eşya bozulmamış olsa veya tamirciye getirilmese o, mesleğini icra edemez. Bu yüzden bozulan eşyalar, tamirci için bir nimettir. Tamircinin mahâreti, tamir ettiği eşya ile ölçülür. Aynı şekilde günahlarla zedelenmiş insanlar da nasihat ve irşadlarına muhtaç oldukları gönül dergâhlarına koşarlar. Onları hakîr görmek, küçümsemek veya kapıdan kovmak bir tarafa, hakikî tebliğ eri; şefkat dolu yüreği ve nârin elleriyle bu çaresiz güvercini ürkütmeden gönül sarayına alarak tedâvi etmelidir. Tamirci ehil değil, ham ise; yani daha kendinin tamire ihtiyacı varsa, önüne gelen eşyayı ancak ziyan eder. Sevap ararken, vebal yüklenir. Bu yumuşaklık, sadece lâfızda değil, nasihati veren kişinin kalbinde de bulunmalıdır.

Nasihat ve sohbet, bir mü’minin çok mühim bir ihtiyacıdır. Sahâbe, sohbet ile bu mevkie erişmiştir. Mürşid-i kâmiller de sâliklerini sohbet ile irşad ederler.

Bu ihtiyaç o kadar esaslı ve umûmî bir mâhiyet arzeder ki, Peygamber Efendimiz’in lisânından;

“Din, nasihatten ibârettir.” (Bu­hâ­rî, Îmân, 42) buyurulmuştur.

VESSELAM

Günün Ayeti

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel şekilde mücadele et.”


📚 Nahl Sûresi 125. âyet.

Günün Hadisi

“Allah bir kul hakkında hayır murad ederse onu dinde fakih (anlayış sahibi) kılar.”

📚 Sahih-i Buhari, İlim 10; ayrıca Sahih-i Müslim, Zekât 98.

Günün Sözü

Fudayl bin Iyad

“Bir kimse nasihatten hoşlanmıyorsa, bil ki kalbinde hastalık vardır.”

📚 Hilyetü'l Evliya.

Mesneviden

“Nice kimse vardır ki kulağı işitir fakat gönlü sağırdır.”

📚 Mesnevi, IV. Defter.

Günün Duası

“Allah’ım! Bize fayda verecek ilim nasip et; bize öğrettiğin şeylerden faydalanmayı da ihsan eyle.”

📚  Sünen-i Tirmizi, Daavât 128.

Günün Videosu
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.